Shrike – Bir “Batı-Grönland Deniz Kayağı” Yapımı – Bölüm 1

Sabrınızı zorlayacak uzunluktaki bu yazıda, deniz kayakları konusunda okuduklarım ve sınırlı deneyimlerimden yararlanarak, CNC Kayaks‘ta planları ve inşa kılavuzu ücretsiz olarak paylaşılan Shrike (örümcekkuşu) deniz kayağı konusunda genel bilgiler verirken, okuyuculardan özellikle de satın almak yerine kendi kayağını inşa etmeyi düşünenlere, bir bakış açısı kazandırmayı amaçlamaktayım. Kendi kayağını yapmak isteyeceklerin düşünebilecekleri yaygın inşa yöntemleri arasında bir sıralama yapar ve her birinin avantaj / dezavantajlarını da listelersek, aşağıdakine benzer bir tablo oluşturabiliriz:

İNŞA YÖNTEMİ AVANTAJLAR DEZAVANTAJLAR
Stitch & Glue (dik ve yapıştır) Marangozluk becerisi en az / düşük maliyet / polyetilen kayaklardan daha hafif. Kişinin ölçülerine özel (antropometrik) üretim / tamiri mümkün Zararlı kimyasallar ve ahşap tozu soluma / bazı gövde biçimlerinin yapımı için uygun değil / uzun sürelerle zımpara yapımı
Fuselage Frame (iskelet gövdeli) basitleştirilmiş yöntem Dik ve yapıştır’a göre daha hafif / maliyeti  daha az / Kişinin ölçülerine özel üretim / Hızlı üretim / tamir edilebilir / esnek iskelet Kaplama, el becerisi gerektiriyor + dik ve yapıştır kayaklara göre zaman alıcı + kumaş ve yapay sinir (artificial sinew) Türkiye’de zor bulunuyor / kapalı hacim yok
Skin-On-Frame (klasik Grönland deniz kayağı yapım yöntemi) Son derece hafif ve sağlam, taşınması kolay /  tamir edilebilir / Kişinin ölçülerine özel üretim. Hızlı üretim / esnek iskelet / Orjinal tasarıma en yakın kayak türü İskeletin yapılması marangozluk becerisi gerektiriyor. Kaplanması, el becerisi gerektiriyor + kumaş Türkiye’de zor bulunuyor / kapalı hacim yok
Üretim hattı kayaklar (polyetilen / fiberglass / kompozit / ..) Standart kalite ve işçilik / hazır bulunabilme / temin edilebilme Ağırlık / daha yüksek maliyet / sınırlı model seçimi / tamir edilmesi genellikle zor / zamanla oluşabilecek deformasyonlar (oil canning)

Yukarıdaki tabloya, fazla ayrıntılı olabileceği gerekçesiyle strip-planked, hibrid, şişme ya da katlanabilir türden kayak inşa yöntemlerini almadım ama okuyanlar bu yöntemlerin de avantaj ve dezavantajlarını internet kaynaklarından araştırabilirler. Kayak tasarımında çeşitli kriterler (hız / denge / hacim / ..) ve kullanım amaçları (balık tutma / gezi–tur / yarış / surf kayağı / .. ) olmasına karşın genel olarak şuna benzer bir durum söz konusudur: Tasarım ölçütlerinden birini amaç edinerek onu olabildiğince yükseltmek, diğerlerinin bir ya da birkaçından fedakarlık yapmayı gerektirmektedir.

İlk denemelerimden birinde
İlk denemelerimden birinde

Örneğin kayağın birincil dengesinin (primary stability) çok iyi olmasını sağlamak en öncelikli amaç olduğunda, bunu yaparken rotada kalma (tracking) ya da denize elverişlilik (sea-worthiness) yeteneği azalmaktadır.

Güverte altında hacimli eşyalar taşıyacak kadar geniş bir iç hacim, ya da yüksek bir ön güverte, rüzgarlı havalarda kayağın kontrolünü güçleştirecektir. Dolayısıyla hepsi de ancak bazı konularda iyi olan çeşitli kayak tasarımları bu nedenle yapılmış olabilir. Dolayısıyla, birisi size herhangi bir kayak inşa yöntem ya da modelinin sadece avantajlarından söz ediyor, hiç bir dezavantajı olmadığını iddia ediyorsa, bu, konu hakkında yeterince bilgisi olmadığından ya da sizi kendi düşüncesine inandırmak istemesindendir.

Dik yapıştır yöntemi, kendi kayağımı inşa etmeye karar verdiğimde tercih ettiğim bir yöntem değildi ve hatta www.kudzucraft.net sitesinden FireFly modeli bir baidarka planları satın almış ve işe başlamak için gereken hazırlıklara da koyulmuştum.

Shrike’ın PDF ve DXF dosya biçimlerindeki planlarını ve ayrıntılı inşa kılavuzunu da tam bu aşamada gördüm ve fuselage frame bir kayak yapmaktan vazgeçerek, dik ve yapıştır yöntemi ile inşa edilebilen Shrike projesine başladım. Bu kararı vermemde en etkili olan şeylerden birisi de planların DXF formatında olması nedeniyle, parçaları CNC frezede bir saatine 50 – 60 TL arasında bir ücret ödeyerek kontrplaktan hızlıca kestirebileceğimi ve bu şekilde kayağı hızlıca bitirebileceğimi düşünmemdi. Bunun yanında kayağın genel görünüşü de hoşuma gitmişti. Ayrıca ne işe yaradığını tam bilmesem de teknenin altında ‘skeg’ denilen ve bir kutudan çelik bir tel yardımı ile çıkartılıp yerine sokulan dümen benzeri bir parçası vardı.

Kayağı tamamlayıp suya indirdiğimde ise, aslında en başında düşünülmesi gereken (ve hatta bazılarını Erol Akkan ile konuştuğumuz) konuların en başta düşünülmesi gerektiğini geç de olsa anladım.

Seçtiğim kayak, tasarımcılarının ifadesi ile bir Batı Grönland fok avcısı/katili teknesi idi! Erol konuşmalarımız sırasında zaman zaman karinanın derin V şeklinde olduğunu kayağın biraz dar olduğunu ve içine girsem bile BODEKA’da kullandığım teknelere hiç benzemeyecek şekilde dengesiz hissedeceğimi üstelik daha güzel göründüğü için seçtiğim ‘okyanus tipi kokpitin’ işimi daha da zorlaştıracağını sürekli söyleyip durmuştu. Ama ben gerek inatçılığımdan gerekse yeni bir proje yapmanın heyecanından olsa gerek, tüm bu zorlukları bir şekilde aşıp kayağımı keyifle kullanacağımdan kuşku duymuyordum. Grönland kayaklarını diğerlerinden ayıran başlıca üç özellik olduğunu okumuştum:

  • Çeneli (hard chined) olmaları, neredeyse hiç biri çoklu-çeneli (multi chined) değildir,
  • Alçak kıç güverteleri (recesseed rear deck) vardır ve bu roll yapmayı kolaylaştıran bir özelliktir,
  • Okyanus tipi kokpitleri sayesinde baş güvertedeki kullanılabilir alan daha fazladır. Bu sayede kürekçi, kayağın her noktası ile sürekli bir temas için uyluk desteklerine (thigh brace) gerek duymaz.

Tabi yukarıdakilerin getirdiği avantajla karşılığında bu teknelerde çeşitli dezavantajlar da vardır;

  • Teknelerin dengesi klasik bir üretim hattı kayağa göre daha azdır. İlk binenler bu türden kayakları son derece dengesiz bulurlar.
  • Kokpit içine girip çıkarken, kıç güverteye oturmak gerekir ve bu genellikle zordur. Özellikle dalgalı bir sahilden suya giriş ve çıkışlarda sorun yaşanabilir.

Yapım aşamalarını atlayarak, denize ilk indirdiğim zaman nasıl hissettiğimi anlatacak en uygun benzetme, tek tekerlekli bir bisiklete binmeye çalışmak olabilir. Bisikletten farklı olarak da kayaktan düşme hissinin sona ermeyip her kürek çekişte artıp azalarak devam etmesiydi. Geriye yaslanmak ise tek kelime ile olanaksızdı. Halbuki kendisini inşa ettiğim garajda bunu defalarca bir sorun olmaksızın denemiştim. Umudum giderek azalıp, çaresizlik içinde ne yapacağımı düşünürken, Bodrum’da aynı kayaktan yapan Emre Kipmen’i ziyaret etme ve kayağını deneme fırsatı ortaya çıktı. Emre, ufak tefek farklarla da olsa benim kayağın aynısını yaptığına ve dengesizlikten söz etmediğine göre acaba ben nerede yanlış yapmış olabilirdim? Örneğin, benim kayağımın azıcık daha hafif olması ya da Nick’in önerisi ile borda panellerini 20 mm daha yükseltmem bu soruna yol açmış olabilir miydi?

Bodrum’da Emre’nin kayağını birkaç saat boyunca kullandım. Denge ile ilgili en ufak bir sorunu olmadığını gördüm. Demek ki ben gerçekten bir yerlerde hata yapmış olmalıydım. Bu tür durumlarda en göze çarpan (ve aslında doğru da olmadığını gördüğüm) gerekçeyi seçerek işe koyuldum: Borda panellerim yüksekti ve bu 20 mm lik fark kayağımı dengesiz yapıyordu!

Sıfırdan bir kayak yapmaktan daha da zor olan bu süreci de geçerek uzun bir süre sonunda kayağın borda yüksekliğini 25 mm kadar azaltıp, güverteyi yeniden kapadım. Hazır elim değmişken, içine girip ve çıkmanın pek kolay olmadığını gördüğüm okyanus tipi kokpiti, anahtar deliği (keyhole) kokpit ile değiştirdim. İleride yapacağım bir kayakta yeniden okyanus türü kokpit’e dönmek üzere tabii ki. Bu benim neredeyse ikinci kayağım olduğu için de ilkinde zorlandığım bazı kısımlardaki işçilik kalitesi, bu defa daha fazla içime sindi.

Planladıklarımı yaparken neredeyse herşeyi kesip biçmem, yapıştırdığım plastik parçaları binbir zorlukla sökerek temizlemem gerekti. Aylar sonra ortaya çıkan kayak, gözüme biraz daha hoş geliyordu. Teknenin ağırlığı da 700 gr kadar azalmış 13 kg civarına inmişti.

Denize götürüp içine ilk girdiğimde, üzülerek herhangi bir şeyin düzelmemiş olduğunu gördüm. Kayak ilk seferdeki gibi dengesizdi ve binbir zahmetle borda yüksekliğini azaltmış olmamın bir yararı olmamıştı. Son çare olarak belki de bu yüzdendir diyerek Eastmarine‘den satın aldığım köpük oturağımın taş çatlasa 40 mm kadar olan yüksekliği acaba benim ağırlık merkezimi daha da yukarı kaydırıp  dengemi mi bozuyordur diyerek oturağı yapıştırdığım yerden çıkarttım ve yeniden suya girdim. Bu sefer doğrudan sintinenin kontrplak panelleri üzerine oturdum. Ve tam isabet! Kayak bu sefer dengeli geldi bana. Tabii ki geniş ve düz karinalı kayakların dengesi gibi değildi ama zaman içinde yeteneklerimi geliştirip kayağa hakimiyetim arttıkça, denge belli ki bir sorun olmaktan çıkacaktı.

suçlu oturak
suçlu oturak

Yazının devamı için tıklayın

Leave a Response