Peki Bunca İnsan Taş Sektirmeyi Nasıl Öğrendi?

Şu an otuzlu yaşlar ve üzerinde olan hemen herkes iyi hatırlayacaktır, saklambaç, istop, ebelemece oynadığını, sokak arası futbol maçlarını ya da sekseği. Ben ve belki benim jenerasyonumdan biraz daha küçükler çocukluğunu sokakta geçirmiş olmanın gururunu taşıdık. Gurur diyorum çünkü çocuk olmanın doğasında var olduğunu düşünüyorum sokağın. Doğanın güzelliği, sonsuz bir keşif imkanı sunması, sayısız miktarda oyuncağın ücretsiz bizlere sunuluyor oluşu, ne kadar muhteşem. Daha dün gibi hatırlarım, çöpe atılan straforları duvara sürterek kayık yapıp su birikintisi içindeki iribaşları bu kayıklarla yüzdürdüğümüzü. Kaçını telef etmişimdir bilemiyorum, hepsinden özür diliyorum.

İşte doğa dediğimiz böyle bir şey, hayatı öğrenmek için daha uygun bir ortam olamazdı bir çocuk için. Fakat yeni neslin çocukları sanki bu imkanlardan pek de faydalanmıyormuş gibi gelmiyor mu size de? Çocuklar için oynayacak alan kalmadığından yana hayıflanalı epey uzun zaman oldu, hatta belki bu serzeniş benden bile yaşlıdır. Bir şey değişti mi? Evet değişti, çocuklar için artık daha az alan var.

Etrafımdaki çocuk parklarına baktığımda niteliklerinin hatta planlı kentleşme çabalarıyla birlikte niceliklerinin de arttığını söyleyebilirim. Fakat benim kastettiğim aslında bu değil. Çocuk parklarının gerekliliği çok açık, fakat sonuçta buralar yetişkinlerin tasarladığı yapay yerler. Ortada iribaşlar, bataklıklar, kurbağalar yok.

Yurt dışında yapılan araştırmalara göre 9-13 yaş grubu çocukların 100 tanesinden yalnızca 6 tanesi kendi başına dışarıda oynuyor. 8-18 yaş arası çocuklar bir haftalık süreçte 53 saatlerini teknolojik cihazlarla (entertainment media) geçiriyor. Yani çalışan bir insandan daha fazla mesai yapıyorlar. Teknolojik cihazlar (bilgisayar, tablet, cep telefonu, oyun konsolları) belli ölçüde yarar sağlayan şeyler ama kantarın topuzu sanki biraz kaçmış gibi.

Peki bu durumun müsebbibi kim ya da kimler, teknolojik cihazların mucitleri ve üreticileri herhalde, bizde hiç suç yok. Toplum olarak bizler sonradan görme olduğumuz için çocuğun eline tablet verip onla oynamasını gurur duyulacak bir şey zannediyoruz. Bütün Avrupalılar’ın hafta sonunu AVM’lerde geçirdiğini, tüm batılıların elinde iphone olduğunu zannediyoruz. Nedense kimse batılılardaki piknik kültürünün bizdekinden daha farklı olduğu görmek istemiyor. Milli parklara, doğaya giden batılıların çoluğunu çocuğunu alıp doğa yürüyüşü yaptığını, kaya tırmandığını, bisiklete bindiğini, kanoya bindiğini görmek hiç işine gelmiyor. Yok yok, mangal iyi…

Uyanalım dostlar… Artık tüm dünyada tıpkı küresel ısınma, çevre bilinci gibi çocuklar üzerinde de ciddi bir bilinç oluşturma çabası var. Merak edenler için ufak bir örnek şu web sayfasını öneririm. Burada çocuklara doğayı sevdirmek için çocuklara nasıl yaklaşılması gerektiği, nasıl motive edilebileceği gibi ipuçları var. Hatta bu tip çalışmalar için hibe destekli projeler geliştiriliyor. Doğanın korunması için sevilmesi gerektiğini, gelecekte sevmesi ve koruması gerekenlerinse bugünün çocukları olduğunun farkında mıyız? Bunu kavramak çok zor değil, öyleyse bu bilinci ve sevgiyi sağlamak için değişikliğe kendimizden başlamak gerek.

Şimdi size bir soru soracağım, denizde taş sektirmeyeniniz yoktur herhalde. Denizde ya da gölde taş sektirmeyi kimden, nasıl öğrendiğinizi hatırlıyor musunuz? Çoğunuzun cevabı “sevgilimden” ya da “bir arkadaşımdan” olacaktır, o da olmadı “kendi kendime öğrendim” dersiniz herhalde. Bunu anne ya da babasından öğrendiğini hatırlayan çok az bir yüzde olacağına eminim. Yani ailemizle birlikte doğada ne kadar az zaman geçirmişiz meğerse. Denizde taş sektirme elbetteki bir metafor, fakat doğada anne babayla keşfedilmiş bir dünyanın tadına doyum olmaz diye düşünüyorum. Kamp yapmayı, doğa yürüyüşünü ya da balık tutmayı ailemle birlikte öğrenmek isterdim. Ama bunu ben istediğim için değil, onlar zaten yapıyor olduğu için dahil olmak isterdim. Nasıl ki ahlak, kültür ailede gelişen bir olguysa doğa sevgisi ve doğa sporlarını sever bir kültür de ailede yeşeren bir tohum.

Örümcek, tırtıl, kertenkele… Bir çok çocuk için evde görüldüğünde derhal öldürülmesi gereken bir yaratık. Çünkü velileri için de derhal öldürülmesi gereken bir yaratık. Oysa ki bu canlıların çoğu bizim için zararsız, doğa için %100 yararlı. Çocukları alıp kampa gidip, onlara böceklerin dünyasını göstererek bazılarının tehlikeli, bazılarınınsa tehlikesiz olduğunu göstermeliyiz. Eğer anne babalar bunu yapmış olsaydı, bugün “iyi ama en başta ben böceklerden korkuyorum, çocuğuma nasıl öğreteyim” diyecek anne babalar görmüyor olurduk.

Eğer çocuklarla kamp yapmak konusunda ilginiz var fakat nasıl olacağından şüpheliyseniz Kampa Gidelim mi Baba‘yı bir inceleyin derim. İnsanlar neler yapmış, neler yapılabilir görün. Yalnız orada gördüğünüz çocukların neler başardığını değil, kendi çocuğunuzun neler başarabileceğini görün. Emin olun çocuğunuz tahmin ettiğinizden çok daha güçlü.

Kayak etkinliğinize muhtemelen çocuklarınızı dahil etmiyorsunuzdur. Hatta durun tahmin edeyim, çocuğunuz olduktan sonra zaten uğraştığınız hobiniz herneyse artık yapmıyorsunuz. Bencilliğin lüzumu yok, kendinize layık gördüğünüz herhangi bir keyfi çocuğunuz da hak ediyor bence. Bill Mason’un 1978 yapımı kısa metrajlı filmindeki pastoral anlatıma bayılıyorum. İki kanoyla Superior Gölü’nde bir haftasonunu geçiren dört kişilik bir aile, masal gibi. Az önce bahsettiğim projelerden birinin başarısını buradan izleyin. 2014 yılında, ABD’nin 16 eyaletinde 17 proje gerçekleştirerek genç – yetişkin 4050 kişiye ulaşan ve devamında proje sayısını 42’ye çıkararak 8777 kişiye 68.000 saatin üzerinde kürek çektiren proje.

Güzel şeylerin hiçbiri tesadüf eseri olmuyor, hepsi için çaba sarfetmek şart.

Ayrıca aşağıdaki linklere de bakmanızı tavsiye ederim.

www.outdoornation.org

www.nature.org

Volkan Kaya

Volkan Kaya

Son yıllarını, deniz kayağı sporuyla uğraşarak, denizde kürek çekerek geçiriyor. Yönetim kadrosunda görev aldığı kulüple (Bodeka) birlikte İstanbul çevresinde günübirlik ya da kamplı deniz etkinliklerini sürdürüyor ve uzak bölgelere yaptığı uzun soluklu deniz kayağı gezileri sayesinde yeni yerleri denizden keşfetmenin hazzını yaşamakta. Kısa süre önce İstanbul’un keşmekeşinden kendini kurtarmayı başarıp memleketi Sinop’a yerleşerek deniz kayağı hayatına burada devam ediyor.

Leave a Response