Marmara Adası Turu

marmara adasıDeniz kayağıyla uzun tur yapmayalı epey bir zaman olmuştu. İstanbul içi ve civarındaki günübirlik etkinlikler her zaman için keyifli geçiyordu, fakat artık daha farklı yerlere uzun tur yapma ihtiyacı aldı başını gidiyor diye düşünüyordum. Her yıl ülkemize gelip bizlere ileri seviye eğitimler veren Polonyalı dostumuz Marcin Chodorowski bu yıl yine aynı tarihlerde misafirimiz olacak ve üç günlük eğitim kampında bize eğitmenlik yapacaktı. Marcin, bu eğitim kampı tarihlerinden beş gün önce Türkiye’de olacaktı. Biz de hemen açtık haritaları, yaptık planı. Oraya mı buraya mı derken kararımızı Marmara Adası olarak verdik, iyi ki de gitmişiz.

İstanbul tarafından gidenler için Marmara Adası’na giden feribotlar Tekirdağ merkezden kalkıyor. Biz de Fikret’le birlikte saat 20:00’deki feribota binmek üzere İstanbul’dan yola çıktık. Şevket Abi de Marcin’i havaalanından alır almaz yola çıkıp peşimizden gelecekti. Sözleştiğimiz gibi iskele civarında buluşup hep beraber benim arabaya atlayıp feribota yerleştik. Feribotun adaya ulaşması 22:30’u buldu. Önce Marmara Adası’nda (aynı zamanda beldenin adı) denize yakın pansiyon bakındık, fakat Şevket Abi’nin de önerisiyle, huzuru biraz daha kuzeydeki Çınarlı Köyü’nde aramaya karar verdik. Saat 23:00’ü geçiyordu, bu saatte pansiyon bulmak da biraz sıkıntılı olacak gibi diyorduk ki, bir iki denemeden sonra Dostlar Pansiyon’da yerlerimizi ayarladık. Pansiyon sahibi çifte, kanocu olduğumuzu ve adanın civarını gezeceğimizi söylediğimizde daha da ilgilendiler sağolsunlar.

Ertesi sabah kalktığımızda baktık ki deniz oldukça dalgalıydı ve hava da beklediğimizden daha serindi doğrusu. Oysaki hava durumunu kontrol etmiştik, hiç de öyle demiyordu. Yine de giyinip kuşanıp kahvaltı edecek bir yerler bulup kahvaltımızı ettik. Havanın bozukluğunu da bahane ederek kahvaltıyı biraz uzun tuttuk, ardından odalarımıza geri dönüşe geçtiğimizde havanın biraz düştüğünü ve dalgaların biraz da olsa azaldığını gözlemleyip suya inme kararı verdik. Öncesinde yine hava durumunu kontrol ettik, anormal bir durum yoktu. Saat 10:00 gibi hazırlıklara başladığımızda meraklı gözler bizi süzerken bir yandan da merak edilen sorular eşliğinde pansiyon sahipleri ve eşi dostuyla sohbet ediyorduk. Kapı kapı gezip tansiyon ölçen tansiyoncu amcanın hepimizi sağlık kontrolünden geçirmesinin ardından 10:30 gibi suya inmiştik, güzergahımız Avşa Adası’ydı. Yine pansiyon sahiplerinin meraklı bakışlarıyla uğurlandık.

Rüzgar kuzeyden esiyordu, Avşa Adası’ysa Çınarlı’nın güney batısında kaldığı için rüzgarı arkamıza alarak ilerliyorduk. Rüzgarın artık etkisini yitirmeye başladığı gözlenebiliyordu, dalgalar mevcut rüzgara göre daha kaba kalıyordu. Yaklaşık 12:00 gibi, Ekinlik Adası’nın doğu tarafı açıklarından geçip Avşa Adası’na ilerledik. Saat 12:40 gibi Avşa Adası’na vardığımızda merkeze yakın plajların oldukça kalabalık olduğunu gözlemleyip kıyı hattının ucundaki Korsan Pansiyon önünde kıyıya çıktık. Buradaki kafede soğuk bir şeyler içip bir şeyler atıştırdık. Yine burada da pansiyon sahibinin ilgisi ve hoş sohbetiyle birlikte güzelce dinlendik. Gördüğümüz kadarıyla Avşa Adası yerel bir tatil lezzeti olmaktan ziyade İstanbullular için yakın bir kaçamak noktası gibi, oldukça kalabalık olduğunu söyleyebilirim. Geri dönüşe geçtiğimizde önce Ekinlik Adası’na geçip buranın kıyı hattını takip etmeye karar verdik. Avşa’dan Ekinlik Adası’na geçtiğimizde saatler 14:30’du. Küçük ve bakir bir plajda kısa bir yüzme molasından sonra (Polonyalı dostumuz Marcin için böylesi güzel bir denizde yüzmek kaçırılmayacak bir fırsat) planladığımız gibi Ekinlik Adası’nın kıyı hattını takip ederek geri dönüşü sürdürdük. Avşa’nın tersine, Ekinlik Adası oldukça yerel bir yerleşim. Mimaride hala adaya özgülük görülebiliyor. Kıyı hattındaki evlerde ve yazlıklarda hareketlilik çok az, iskeleden atlayan ve yüzen çocuklarınsa sadece yaz tatili için burada bulunan kişilerin çocukları olduklarını tahmin ediyorum. Ekinlik Adası’nın en doğu ucuna geldiğimizde burnumuzu direk Marmara Adası’na çevirdik bile, artık karşımızda tüm heybetiyle duruyor. Dönüş yoluna geçtiğimizde rüzgarın kararlılığını yitirdiğini ve dirise ettiğini fark ettik. Adaya yaklaştıkça çok hafifçe güneyden, yani Paşalimanı’ndan bize doğru estiğini görebiliyorduk. Şanslıydık, rüzgar yine arkamızdan esiyordu, bize avantaj yaratacak kadar olmasa da karşımızdan esmesinden kesinlikle iyidir. Çınarlı’ya saat 16:30 gibi vardık, fakat sabah ayrıldığımız yerden bambaşka bir yerdi sanki. Sabahki dalgalı, rüzgarlı denizin yerine düz bir deniz ve güneşli bir gök yüzü bizi karşılamıştı. Açıkçası, Avşa ve Ekinlik’e kürek çekmek ekibi pek de kesmemiş olacak ki, kimse sudan çıkmak istemiyordu. Madem ki yanımızda usta bir eğitmen vardı, öyleyse biz de bundan istifade etmeliyiz diyerek Marcin’in bize gösterdiği bazı teknikleri uygulamaya çalıştık. Bir saatten fazla teknik çalıştıktan sonra herkes yorulduğuna kanaat getirmişti artık, şimdi sudan çıkabilirdik. Kayakları ve diğer malzemeleri pansiyonumuzun bahçesinde bize gösterilen yere götürüp her şeyi sudan geçirdik ve toparladık. Hemen sonrasında aldığımız sıcak duşun keyfini tarif edemem bile. Saat 18:00 gibi herkes üstünü değiştirmişti ve guruldayan karınlarımızı yatıştırmanın zamanı geldiğinin farkındaydık. Hemen yakındaki restorana kendimizi atıp siparişimizi verdik. Denize bir uzanımlık mesafede, bir yandan kadehlerin hakkını verip balıklarımızı mideye indirirken diğer yandan da gün batımını seyrediyorduk. Herkeste aynı yorgunluk, aynı haz ve bol bol sohbet eşliğinde anın tadını çıkarıyorduk.

Adadaki ikinci günümüzü adanın etrafını dolaşarak geçirmeye karar vermiştik. Akşamdan hava durumunu kontrol ettik, şartlarda anormallik yoktu. Rapora göre öğleden önce hafif şiddette güneydoğudan, öğleden sonraysa orta şiddette kuzey batıdan esecekti. Adanın etrafını hangi istikamette döneceğimize rüzgar yönlerine göre karar verecektik, ama her iki ihtimal de avantajlı değildi, saat yönünün tersine dönmeye karar verdik.

Sabah erkenden kalktığımızda havanın ve denizin gayet güzel olduğunu söyleyebiliriz. Hemen kahvaltı edeceğimiz yere gidip karnımızı hoş ettik. Sabah serinliğinin üstesinden gelmek için çaylarımıza sarıldık, Marcin’in tam bir çay tutkunu olduğunu hatırlatmakta fayda var. Birer bardak da Marcin için içtik. Hazırlıklar falan derken suya inişimiz 8:00’i buldu. Yine pansiyoncu dostlarımız kıyıya kadar gelip bizi yolcu ettiler, artık biraz motoru ısıtma zamanı. Önümüzdeki ilk yerleşim Marmara Adası, aradaki mesafe 6 km kadar. Bir saat sonra, saat 09:00 gibi Marmara Adası açıklarından geçip yerleşimi gerimizde bıraktık. Bu saatte kasaba hala uyuyordu sanki, pek hareketlilik yoktu. Yaklaşık 4 km ilerledikten sonra Gündoğdu açıklarından geçiyorduk, buradaki tek çirkinlik döküntü durumda ve onarımda olduğu belli olan, burada demirlemiş iki adet yük gemisiydi herhalde. Her geçen dakika adanın ıssız koylarını gerimizde bırakıyorduk. Buranın Marmara Denizi’nde olduğuna inanmak gerçekten çok güç, etraftaki bitki örtüsüne bakıldığında yeşilliğin oldukça baskın olduğu hemen göze çarpıyor. Denizin rengi Ege’nin mavisi gibi değil belki ama pırıl pırıl ve tertemiz. Sol tarafımızda uzanan yemyeşil doğa, önümüzde pırıl pırıl bir deniz ve sağ tarafımızda uzaklarda görünen Paşalimanı Adası ve Erdek Yarımadası. Yaklaşık 8 km daha ileride Topağaç Köyü yer alıyor, saat 10:30 gibi burayı da yine açıktan pas geçiyoruz. Topağaç’ı oldukça açıktan geçtiğimiz için yerleşimi çok iyi göremedim ama kendi halinde bir köye benziyor. Topağaç’tan yaklaşık 4 km sonra saat 11:00 gibi Asmalı Köyü’ne yaklaşıyoruz. Asmalı Köyü, adanın güney yüzündeki son yerleşim, yani neredeyse turumuzun yarı yolunu bitirdik sayılır. Bunu da hesaba katarak Asmalı Köyü’nde bir mola vermeye karar verdik. Asmalı Köyü’nün rıhtımına girdiğimizde buranın oldukça sakin, kendi halinde şirin bir köy olduğu göze çarpıyor. Etrafa bakınarak yanaşacak uygun bir nokta ararken kendimizi rıhtımın dip tarafındaki çay bahçesinde bulduk. Çay ve tost siparişimizi beklerken oradakilerle sohbete giriştik. Burası tipik bir balıkçı köyü, fakat balıkçılar durumlarından çok da memnun değil anlaşılan. Bu arada, yeni boyanmış bir kayığın suya indirilmesine de yardım ettik, sanki o kayık bizi bekliyormuş ve bizim görevimiz de buymuş gibi. Asmalı Köyü’ndeki mola süremizi biraz aştık, saatler 12:00’yi geçiyor bile. Asmalı Köyü’nün mermer bloklardan oluşan mendireğini takip ederek çıkıyoruz, adada mermer bol olunca mendirek taşları da mermerden oluyor işte. Asmalı Köyü’nden 4 km daha ilerlediğimizde adanın doğu tarafındaki en uç noktaya geliyoruz, etraftaki kaya şekilleri dikkat çekici. Az ötedeki Fener  Adası (Asmalı Adası) da dahil bu civarlar oldukça sahipsiz, ıssız. Artık kuzeybatı yönünde ilerliyoruz, civarda birkaç sahipsiz ufak koyu da geride bıraktık. Biraz ilerde doğa bize bir sürpriz yapıyor ve denizlerde görmekten büyük bir haz duyduğum yunusları çıkarıyor karşımıza. Fikret’in “yunus” diye seslenmesi kameranın kayıt tuşuna basmak için yeterli bir telkin. Kürek çekmeden, birbirimizle bile konuşmadan sessiz sedasız beklerken önce 10 mt, sonra da neredeyse 3 mt ötemizde su üstünde görünüp sonra bizi fark edip kayboldular. Kimselerin olmadığı sularda kendi başlarına dolaşmaya o kadar alışmışlar ki, hiç niyetimiz olmasa da onları biraz şaşırttık herhalde.

Adanın kuzey doğu köşesinde Saraylar diye bir yerleşim var, açıkçası harita üstünden kötü görünüyordu ama denizden daha da kötü görünüyormuş. Adanın kuzey tarafı tamamen mermer yatağı olarak kullanılıyor, bu yüzden etraf delik deşik ve bu taş ocakları çok çirkin görünüyor. Saraylar’ı uzaktan pas geçiyoruz. Saraylar’ı geçtikten yaklaşık 3-4 km sonra gözümüze kestirdiğimiz ıssız bir koyda kısa mola vermeye karar veriyoruz, buranın yakınında muhtemelen bir yol dahi yok. Molayı çok uzatmadan, birşeyler atıştırdıktan sonra tekrar yola koyulduk. Güzergah üstünde adanın delik deşik yapısı göze çarpıyor, etrafta bazısı terkedilmiş olan sanayi yapıları kılıklı binalar var. Bazısı özellikle Marcin’in çok dikkatini çekiyor. Adanın kuzeybatı köşesine yaklaşırken, zaman zaman karşımızdan, çoğunlukla da güneyden esen rüzgar bizi zorlamaya başlıyor. Bu da yetmezmiş gibi bir de önümüzdeki koydaki mermer ocağından yükselen koca bir toz bulutu üstümüze doğru yağmaya başladı, bu bildiğimiz mermerin ufalanmış hali. Zor zahmet adanın kuzeybatı yüzünü bitiriyoruz. Önümüzdeki burunu döner dönmez ise hava şartlarının gerçekleriyle karşı karşıya kalıyoruz, deniz coşmuş, rüzgar tokatlıyor. Neyseki ekip sağlam olduğu için kimse endişe içinde değil. Çocuklar gibi “yihuu” nidalarıyla güneye doğru ilerliyoruz. Koca koca dalgalar kayaklarımızı tahtırevan gibi başlı-kıçlı sallıyor doğrusu, önümüzdeki her bir burunu “buradan sonra bitti” diye kendimizi kandırıyoruz. Ve her yolculuk gibi bizim yolculuğumuzun da sonuna geliyoruz, Çınarlı’ya geldik. İlginç şekilde kimse aşırı yorgun ve bitkin görünmüyor, sanki devam edecekmişiz gibi bir hava var. Ama ne yalan söyliyeyim, son 5-6 km hırpalayıcıydı.

Adanın etrafını google earth’ten ölçtüğüm kadarıyla 48-49 km civarında. Fakat ilginç şekilde Şevket Abi’nin gps cihazı 43 km, Marcin’in gps cihazı ise 56 km gibi rakamlar söylüyor, hangisine inansak bilemiyorum J

Ertesi gün, İstanbul’da yapılacak İleri Seviye Eğitimin programını çıkarmak için biraz zaman harcadık ve öğleden sonra sadece teknik çalışmak için yakın bir koya gidip pratik çalıştık.

Volkan Kaya

Volkan Kaya

Son yıllarını, deniz kayağı sporuyla uğraşarak, denizde kürek çekerek geçiriyor. Yönetim kadrosunda görev aldığı kulüple (Bodeka) birlikte İstanbul çevresinde günübirlik ya da kamplı deniz etkinliklerini sürdürüyor ve uzak bölgelere yaptığı uzun soluklu deniz kayağı gezileri sayesinde yeni yerleri denizden keşfetmenin hazzını yaşamakta. Kısa süre önce İstanbul’un keşmekeşinden kendini kurtarmayı başarıp memleketi Sinop’a yerleşerek deniz kayağı hayatına burada devam ediyor.

5 Comments

  1. Tamda deniz kayağı sporuna gönül vermişken böyle bir yazıda memleketim ekinlik’i görmek hoş tesadüf oldu..Fakat benim bu sporla ilgili bilgiye ulaşma noktasında sıkıntılarım var..Zaten bodekanın sitesine de kayıt olmakta sorun yaşıyorum.. Size geçen gün buradan yazmıştım baktığımda o yazımında şuan olmadığını görüyorum..Deniz kayağı konusunda bilgili kişilerle irtibata geçip gerekli bilgileri edinmek istiyorum.. Yardım ederseniz sevinirim

    1. Merhabalar
      Ne yazık ki deniz kayağı konusunda Türkçe kaynak yok. Bu web sayfasını da bu eksiği elimden geldiğince gidermek amacıyla düzenlemeye çalışıyorum.
      Bodeka Türkiye’deki ilk ve tek deniz kayağı kulübüdür. Bilgi ve tecrübesinin tümünü web sayfasına aktarmasını beklemek yanlış olur elbette. Ne yazık ki, Bodeka’dan başka ticari kaygı olmaksızın deniz kayağı eğitimi veren bir kurum kuruluş bulunmuyor. Yılmadan, Bodeka ile irtibata geçip ekibe katılmanızı öneririm.
      Yapılan yorumlar web sayfamda direk yayınlanmıyor, onaya tabidir. Bu sebeple sadece gecikti, panik yok 🙂

      1. yılmadan araştırmaya devam ediyorum kararlı bi şekilde hatta dün kalkıp Kalamış’a Orofin’e gittim fakat orda da kimse yoktu.. Sağolsun Pupa Yelken’den AliCan yardımcı oldu ürünleri tanıttı konuyla ilgili bilgiler verdi.. Hatta bodekada sizin ve Fikret Rakıcı’nın numaralarına ulaştım ama iş hayatı ,hafta sonuda muhtemelen kürek çekiyorsunuz ne zaman aramam gerektiğini bilemedim..Uygun bi zamanda eğitimlere katılıp konuyla ilgili daha detaylı bilgi sahibi olmak isterim..

Leave a Response