İznik Gölü’nde Kaçamak

İzmir’deki Kanocular Buluşması‘nı okuyanlar, İznik’e nasıl geldiğimizi hatırlayacaktır, o yüzden tekrar anlatmayacağım. Ama neden İznik’e geldiğimizden biraz bahsedeyim. İznik’te Seyir Kafe ve Pansiyon‘un işletmecisi çift olan İhsan Bey ve Nurcem Hanım’la Şubat ayında tanışmıştık. Yeni tanışıyor olmamıza rağmen eşim ve beni gayet sıcak şekilde ağırlamışlardı. İznik’te bulunma sebebimiz ise İhsan Bey’in burada yürüteceği “Eski Köye Yeni Turizm Projesi”nin deniz kayağı ayağıyla ilgili kısa bir fizibilite çalışması yapmaktı. Adından da anlaşılacağı üzere, İznik için alternatif bir turizm arayışı.

İznik adını duymayanınız belki de yoktur, ehh ben de duymuştum. Fakat İznik’e geldiğimde buraya neden daha önce gelmediğim sorusunu kendime sormaktan alıkoyamadım. Detaylı tarihine burada girmeyeceğim fakat, Osmanlı dahil üç büyük devlete başkentlik yapmış olmasından ötürü, şehir buram buram tarih kokuyor. Antik surlarla çevrili olan şehir büyük çapta iyi korunmuş iki-üç katlı eski evlerle dolu. Eşimle sokakları arasında yürümekten büyük keyif aldık. İznik Gölü’yse Türkiye’nin sayılı büyük göllerinden biri, denizi aratmıyor hani. İznik’e yaptığımız bu ziyaretten sonra tadı damağımda kaldı diyebilirim. Biz şehir içini adımlamıştık, İhsan Bey de civar köyleri gezdirmişti. Fakat gölde kürek çekme fırsatımız olmamıştı.

İstanbul – İzmir arasında araçla giderken Orhangazi’den geçiyorsunuz ya hani. İşte oradan yarım saat uzaklıkta sadece. “Dönüşte İznik’e uğrayalım” fikrimi Erol’a söylediğimde ikna etmem çok da uzun sürmedi. Hop İznik’teyiz.

Önceki gün, biz İzmir’deyken İhsan Bey’le haberleşmiştik. Ayrıca, sıkı takipçisi olduğum İnci ve Soner Sarıhan ile bu sefer tanışmak üzere sözleşmiştik. Öğlen arasında onların çalıştığı okulun bağlı olduğu Çakırca Köyü’nde buluşacaktık. Aklıma, sabah kayaklarla Çakırca’ya gidip öyle buluşmak geldi, süper olacak.

20160404_064636
İznik Gölü kenarına Transporter’ımızı parkettik, sırf göl manzarasıyla uyanalım diye

Geceyi yolda direksiyon sallayarak geçirdiğimiz için, göl kenarına aracı çekip baygın vaziyette uyuduk. Saat sekizi biraz geçiyordu, uyanmaya çalışıyorduk. Aracın yanında bir araç durdu, araçtan iki kişi indi. Bir de baktım ki İnci ve Soner… Dudağımdan birtakım kelimeler dökülüyordu ama hala ne olduğunu hatırlayamıyorum. Yolda çok yorulmuş olmalıyız.

İhsan Bey’in nazik davetiyle, Seyir Kafe’de buluşup lafladık ve bir yandan da bize ısmarladığı kahvaltımızı yedik, ne kadar teşekkür etsek az. Saat 12:00 gibi Çakırca’da olalım diye fazla oyalanmadan hazırlıklara başladık. Saat 11:15 gibi kürek çekmeye başlamıştık. Sabahın erken saatlerinde dümdüzden de düz olan göl şimdi azıcık kıpırdanmaya başlamıştı.

DSCN7891

DSCN7892

Rüzgar batıdan, tam karşımızdan hafifçe esiyor ve bizi kibarca serinletiyordu. Hava bulutsuz ve güneşli olmasına rağmen ne üşüyor ne de sıcaktan bunalıyorduk, tam sevdiğim havalar. Yolumuzun üstünde güzel sazlıklar var ve aralarında gezinmek ilgimizi çekerdi ama bir an önce Çakırca’ya varmalıyız.

DSCN7895 DSCN7900 DSCN7906 DSCN7901 DSCN7903

Tahmin ettiğimiz gibi 12:15’te Çakırca’ya varmıştık. Burası sanki henüz keşfedilmemiş Ege’de bir kıyı köyü gibi. Daha doğrusu göl kenarındaki çoğu köy bu şekilde. Gölde birşey daha dikkatimi çekti, göl bomboş. Ne bir balıkçı kayığı, ne bir gezi teknesi, ne bir yelkenli, ne de deniz kayağı hiçbiri yok. Oysaki genel olarak göl deniz kayağı için; meltem şeklinde esen rüzgar yelken için o kadar uygun ki.

Solda Soner Sarıhan, ortada ben ve sağdaki Erol. İhsan Bey ise kamera arkasında
Solda Soner Sarıhan, ortada ben ve sağdaki Erol. İhsan Bey ise kamera arkasında

Çakırca’da bizi İhsan Bey karşıladı, Soner, İnci ve minik gezgin Tibet de çok geçmeden yanımıza geldiler. Tekrar hoşbeş ettikten sonra yakındaki restoranda balık ziyafeti çektik. Duymayanınız varsa bahsedeyim, İnci ve Soner İznik’te öğretmenlik yapan bir çift ve oğulları Tibet’le, yıllık izin ve tatillerini dünyanın farklı ülkelerini bisikletle gezerek geçiriyorlar. Bu serüven, Tibet henüz bir bebekken başlamış ve artan bir şevkle devam ediyor. Ben daha fazla anlatmayayım, buradan bir inceleyin isterseniz. Gittikleri yol, deniz kayağı ile ilgili kendi yapmak istediklerime çok yakın bulduğum için, örnek aldığım ve örnek gösterdiğim rol modeller. Bu sebeple daha önce sosyal medya üstünden tanışıyor olsak da yüz yüze görüşüyor olmak benim için büyük keyif. Ayrıca, İhsan Bey’in projesinde de fikir ortaklığı yürüttükleri için yollarımız deniz kayağı aracılığıyla ikinci kez kesişiyor.

DSCN7913 DSCN7912 DSCN7910

Güzel balığın yanında güzel sohbetin ardından Çakırca’dan ayrılma zamanı geldi. Geldiğimiz yolu şimdi biraz daha geniş bir zaman aralığında döneceğiz. Bu sefer sazlıkların arasına girme fırsatı da yakalayacağız. Birçok farklı kuş türüne, kurbağalara ve su yılanlarına barınak olmuş sazlıkların arasına girdiğinizde etrafınızda sazlıktan bir duvar oluyor. Uzak da olsa, ara sıra yoldan gelen kamyon seslerini saymazsak sanki bambaşka bir yerdeymişiz gibi. Belki de gibisi fazla…

DSCN7917 DSCN7920 DSCN7921 DSCN7924 DSCN7928 DSCN7929 DSCN7925 DSCN7923 DSCN7932 DSCN7930 DSCN7933

Göller, her ne kadar deniz gibi büyük su kütleleri olsa da flora ve faunasıyla denizlerden hemen ayrılıyor. Bunu ilk kez, 2010’da İstanbul – Durusu’da kürek çektiğimde farketmiştim. Genel manzaraya baktığınızda denizle aynı, fakat hemen önünüze, detaylara baktığınızda kesinlikle farklı.

DSCN7936 DSCN7937

Sabah yola çıktığımız zamanki rüzgardan eser kalmamış, İznik’e yaklaştıkça su yine oldukça durgunlaşmıştı. İhsan Bey’le sözleştiğimiz üzere, İznikliler’in “Kayıkhane” dedikleri, belediyeye ait spor kulübünde buluşacaktık. İlk başta neresi olduğunu kestiremesek de, yaklaştıkça doğru hatırladığımı farkettim.

Kıyıya çıkıp üstümüzü değiştirdik ve kayakları aracın üstüne yerleştirdik. Oradan hep birlikte Seyir Kafe’ye geçerek biraz daha sohbet ettik. Son birkaç günün yorgunluğu rehavete dönmek üzereydi ki, vedalaşıp teşekkür ederek kühaylanımızla yola koyulduk.

Yarın sabah Sinop’ta olmam gerek, o yüzden İstanbul yolu üstünde Erol beni İzmit’te bırakacak ve İstanbul’a devam edecek. Böylece “3 günde 3 İz” yapmış olacağım: İzmir, İznik ve İzmit. Siz bu kötü espriyi unutmaya çalışırken, söylemeliyim ki üç günlük bu paket program insana bir yıllık izin tadında geliyor. İnsanın ara sıra böyle kaçamaklara ihtiyacı var.

Bu güzel deneyimin adı:

İznik’te Deniz Kayağı

Volkan Kaya

Volkan Kaya

Son yıllarını, deniz kayağı sporuyla uğraşarak, denizde kürek çekerek geçiriyor. Yönetim kadrosunda görev aldığı kulüple (Bodeka) birlikte İstanbul çevresinde günübirlik ya da kamplı deniz etkinliklerini sürdürüyor ve uzak bölgelere yaptığı uzun soluklu deniz kayağı gezileri sayesinde yeni yerleri denizden keşfetmenin hazzını yaşamakta. Kısa süre önce İstanbul’un keşmekeşinden kendini kurtarmayı başarıp memleketi Sinop’a yerleşerek deniz kayağı hayatına burada devam ediyor.

Leave a Response