İzmir’deki Kanocular Buluşmasından İzlenimler

Türkiye’de kaç tane lisanslı kano sporcusu var sorusunun cevabını bulmak kolay, fakat kaç tane deniz kayakçısı var sorusuna yanıt bulmak pek de kolay değil. Bu konuda her ne kadar bir proje yürütüyor olsam da, bunun cevabını bilmiyoruz. Öyleyse bir araya geleceğimiz bazı ortamlar yaratmak gerek ki birbirimizi tanıyalım, örgütlenelim, bilgi paylaşalım, farklı malzeme görelim vs. Bir araya gelmek, sanal ortamda olabileceği gibi fiziksel birlikteliklerin olacağı organizasyonlar da olabilir.

Erol ve Mehmet’le bu konuları bir süredir konuşuyorduk. Bilhassa Erol, Bodeka olarak 2011 yılında İstanbul – Riva’da yaptığımız Kano Festivali‘nin tekrarlanması gerektiği konusunda beni tekrar gaza getirmeyi başarmıştı. Benzer bir etkinliği yapmak üzere yer ve zaman araştırması yaparken İzmir’deki Kano Diyarı‘nın sahibi Bilgin Vatansever’den bir teklif geldi: “İzmir’de bir kanocu buluşması ayarlayalım”. Hiç tereddütsüz geleceğimi ve bu fikri desteklediğimi söyledim. Türkiye’nin farklı köşelerinden daha önceden tanıştığımız bazı arkadaşlar var, hem onlarla birlikte kürek çekeceğiz hem de yeni kayakçılarla tanışacağız. Arayıp da bulamadığımız bir fırsat. Ayrıca, gelişmekte olan her sporda olduğu gibi, deniz kayağının sorunlarını, nitelikli büyümeyi nasıl sağlayabileceğimiz konusunda da fikirlerimizi çarpıştırma imkanı bulacağız, daha ne olsun.

Organizasyon duyurusu yapıldığında yaklaşık bir buçuk ay vardı, aslında planlama yapmak için kısa sayılabilecek bir süre çabucak geçti. 2-3 Nisan’da İzmir’de buluşmak üzere Sinop’tan yola çıktım. Önce İstanbul’a, burada Erol’la buluşacağız ve onun Transporter’ın üstüne kayakları yükleyip yola çıkacağız. İlk hedefimiz Bafa Gölü, İzmir’e gitmeden önce burada biraz kürek çekelim istiyoruz, oradan İzmir’e geçip ekiple buluşacağız. Planladığımız gibi perşembe akşamı yola çıktık, fakat Karamürsel’de aracımızın V kayışı koptuğu için geceyi bir benzincinin kenarında geçirip sabah ettik. Şans bu ya, yolun tam karşısında bir yedek parçacı, biraz gerimizde de bir tamirci varmış. Bu arızanın dağ başında olduğunu düşünmek bile istemiyorum. Parçalar söküldü, takıldı, sorun halloldu, saat de öğlen 12:00’yi buldu. Kısacası bizim Bafa Gölü bu sefer de yalan oldu, sağlık olsun.

Akşam 20:00 gibi İzmir’e vardık, ekibin geri kalanıyla Mavişehir’deki kordon boyunda buluştuk. Ortak frekansı yakalamamızın çok zaman almadığı arkadaşlarla kısa sürede kaynaştık. Ortak bir amaçları, uğraşları olan insan gruplarına dahil olmaya gerçekten bayılıyorum. Gecenin ilerleyen saatlerinde, Eskişehir’den altı kişilik Büyük Ayı ekibinden arkadaşların da aramıza katılmasıyla gırgır, şamata derken saat gece 03:00 oldu. Sabah 09:00’da teker dönsün diye konuştuğumuza göre bir an evvel uyumak şart. Herkes evlerine dağıldı, bizi ise Sevcan evinde ağırladı, tekrar çok teşekkür ediyoruz. Sevcan’ın, üniversite yıllarında dağcılık kulübünde birlikte nice faaliyetler yaptığımız Özlem’in ablası olması tesadüfü de beni cidden şaşırttı. Dünya küçük!

Ertesi sabah uyandığımızda Sevcan bize harika bir kahvaltı sofrası hazırlamıştı bile, bu güzel kahvaltı için tekrar teşekkür ederiz. Kahvaltıya katılan Ali’yi ve Sevcan’ı da aracımıza alarak yola çıktık ve ekibin geri kalanıyla buluştuk. Markete uğrayarak, alışverişimizi de yaptıktan sonra konvoy halinde Urla – Demircili Koyu’na demir attık. Ben dahil herkes o kadar heyecanlıydı ki kendimizi bir an önce suya atmak istiyorduk.

DSCN7835 DSCN7839 DSCN7840 DSCN7843 DSCN7844

DSCN7834

Hazırlıklar yapıldı, kayakları kıyıda fazla bekletmeden saldık kendimizi suya. Sağlı sollu kollar halinde ilerleyen kayaklar muhteşem görünüyordu. Ekip kısa sürede uyum sağlamıştı ve biz bulunduğumuz Demircili’den Çeşme yönüne (batıya) doğru ilerliyorduk. Yaklaşık bir saat uzaklıktaki bir mağaranın içine girip içeriye baktık. Ne kadar içeri girdiğinden tam emin değilim, belki 30-40 mt, fakat içerisinin zifiri karanlık olduğunu belirtmeliyim. Oradan çıkıp tekrar batı yönüne ilerlediğimizde sakin bir koya rastladık ve orada yarım saat kadar mola verdik. Eskişehir ekibinden bir arkadaşımız rahatsız olduğu için bizimle kampa gelmemiş şehirde kalmıştı, o arkadaşımızın rahatsızlığının arttığı haberinin gelmesi üzerine Eskişehir ekibi dönüş kararı aldı. Onların hemen ardından da bizler toparlanarak kamp yerimize dönüşe geçtik. Deniz ve hava muhteşemdi, ne üşüyor ne de terliyorduk. Ayrıca çarşaf gibi denizin bir de engin lacivert rengi eklenince…

DSCN7853 DSCN7855 DSCN7856 DSCN7862 DSCN7868 DSCN7880 DSCN7873 DSCN7871

Kamp yerimize döndük, Eskişehirli ekibimizi uğurladık ve hemen ardından kamp alanımızı düzenleyip yemek pişirme faslına geçtik. Sucuklar, kavurmalı yumurtalar… Eee, vallahi hak ettik ama. Karınlar doyduktan sonra, Veli Abi’nin ateşte közlediği patatesler, çay keyfi, ateş başı sohbetler derken yine gırgır şamata, gecenin bir vakti oldu. Çadırlara girildi, şimdi uyku zamanı. Fakat, gündüz hiç esmeyen rüzgar gecenin sabaha çalan saatlerinde çadırları adeta topa tutuyordu. Bu sebeple biraz sersemlemiş şekilde uyanmıştı herkes, Ali hariç. Herkesin kendine gelmesi ve kahvaltı hazırlama faslı normalden biraz daha uzun sürdü, kahvaltıyı mideye indirmemiz de aynı şekilde. Kahvaltıyı hazırlama konusunda yine Sevcan’a ve Gaye’ye “ellerinize sağlık” demek istiyorum.

DSCN7876 DSCN7877 DSCN7881 DSCN7879 DSCN7878 DSCN7882 DSCN7883 DSCN7886

Bulunduğumuz kıyı güneye bakıyor, rüzgarsa kuzeyli esiyordu. Yani normalde çok etkilenmiyor olmalıydık, fakat 25 km/s esen rüzgar vadi ve boğazlardan gücünü hissettiriyordu. Başlarda rehaveti üstünden atamayan ekip, Ali’nin her zamanki gibi suya inip çeşitli cambazlıklarına kayıtsız kalamayarak hızlı bir karar alarak hazırlandı. Bu sefer doğu yönüne doğru kürek çekmeye başladık. Etrafta tam seyirlik kayalıklar var. Bir sonraki koy da oldukça güzel bir yermiş. Bu koyun dibindeki çakıllı plajda kıyıya vurup parçalanmış bir şişme bot parçaları ve can yeleği hemen gözümüze çarptı. Bu harabenin nereden kaldığını hepiniz tahmin edebilirsiniz.

Doğuya ilerlemeye devam ettik, önümüzdeki koy daha fazla rüzgar alıyordu, dönüşü de düşünerek buradan daha ileriye gitmedik. Dönüş yolunda daha az oyalanarak kürek çekmiş olmalıyız, ki çabucak döndük, ya da bana öyle geldi.

Döndükten sonra fazla oyalanmadan üstümüzü değiştirdik ve elimizde kalan son atıştırmalıkları da bünyemize kattık. Sonrasında kayaklarımızı araçlarımızın üstüne bağladık. Artık harekete hazırız. Gelişte olduğu gibi Sevcan ve Ali bizim araçla geldiler, diğer arkadaşlarımıza teşekkür ederek onlarla vedalaştık. Dönüş yolu üstünde Sevcan ve Ali’yle de teşekkür ve veda faslının ardından artık Erol’la yollara düşmeye hazırdık. İzmir’den gece geç saatte çıkıp İznik’e gitmek istiyorduk, sabah erken saatte orada olacak ve biraz da orada kürek çekecektik. Bunu da sonra anlatacağım.

Gece, Bilgin Abi’nin ısmarladığı söğüş dürümle karnımızı da doyurmuştuk. Haydi oğlum küyehlan !

Aslına bakarsanız, bu etkinliğin denizde geçen kısmından çok, karada geçen diyaloglar kısmı beni daha çok enterese ediyor. Bu sebeple, aslında çok keyif aldığım eğlenceli kısmını çok kısa ve detaysız anlattım.

Peki bu etkinlikten umduklarım ve bulduklarım nelerdi:

Etkinlikten önceki son güne kadar program tam olarak belli değildi. Belki de bu yüzden birçok arkadaş bulundukları ilden kalkıp bu organizasyona katılmaktan imtina etti. Şahsen, belirsiz bir organizasyona yolculuk etmek beni çok tedirgin etmedi. Erol ve sahip olduğumuz araç sayesinde “en kötü ihtimalle kendi planımızı yaparız” düşüncesindeydik.

Etkinlik, şehir merkezinden biraz uzak, toplu taşımayla gelinemeyecek bir noktadaydı. Bu durum, kamp yaptığımızı düşünecek olursak bizler için keyifliydi. Fakat, kendi aracı olmayıp da organizasyona sonradan dahil olmak isteyen ya da çadırda konaklamaktan çok da hoşlanmayanlar için bir handikap. Fakat, yineliyorum ki benim için çok keyifliydi.

İzmir’de son üç- dört yıldır deniz kayağı kullanan kişi sayısında gözle görülür bir artış var ve bu artışta Bilgin Vatansever’in rolü büyük. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin İnciraltı’nda gayet güzel bir tesisi var ve burada 10 adet deniz kayağıyla gayet uygun bir fiyata düzenli eğitimler veriliyor. Bu eğitimleri, aynı zamanda kano il temsilcisi olan kulüp antrenörü Oral Çağlar veriyor.

Edindiğim bilgiye göre şimdiye kadar yaklaşık beş yüz kişiye eğitim verilmiş. Bu ciddi bir potansiyel, fakat bu işi etkin anlamda yapan kişi sayısına bakıldığında sirkülasyonun çok olduğu anlamına geliyor. Bu durum antrenör için de bir dezavantaj. Üstüne biraz düşünüldüğünde, İzmir’de çekirdek bir kadronun bir araya gelebileceği kadar çoğunluğun sağlanabileceğini düşünerek kısa sürede dernekleşmelerini öneriyorum. Böylece kişi ya da kurumlardan bağımsız olarak, eğitim haricinde gezi etkinlikleri de düzenleyebilirler.

Temel eğitim seviyesini tamamlamış kişilerle belki de tekrar irtibata geçerek ileri seviye eğitimler düzenlenmeli. Böylece ilk baştaki şevkini kaybetmiş kişiler tekrar şevklendirilerek kurulacak olan dernek / kulübe üye olmaları sağlanabilir.

Bu spora meraklı kişilerin okuyabileceği kitaplar ya da izleyebileceği videolar yok. Yayınların çoğu İngilizce. Özellikle teknik ve güvenlik konularında daha fazla makale, yazı, video vs içerik üretmek ve bunları uygun mecralarda paylaşmak gerek.

Bu sporun geliştiği ülkelerde oldukça oturmuş standartlar var. Örneğin: BCU, ACA gibi. Şahsen bu standartları takip ediyorum ve Türkiye’de de benzer bir standardın benimsenmesi gerektiğini, aksi halde sadece rakam olarak büyüyeceğimizi ve nitelik olarak büyüyemeyeceğimizi düşünüyorum. Kısacası, İzmir’dekine benzer buluşmalarda mutlaka “eğitim bölümü” olması gerektiğini savunuyorum. Şayet içimizdeki kişilerden birinin yeterli olmadığı durumlarda yurt dışından eğitmen getirtmek de bir çözüm olabilir. Biz bunu Bodeka’da art arda yıllarda Bodekamp adı altında eğitim kampları şeklinde yapmış ve çok faydasını görmüştük. Buradan Marcin Chodorowski’ye selam olsun.

Daha önce hiç kürek çekmediğim kıyılarda, yerel rehberler eşliğinde gezip tozmak çok keyifliydi. Bazen civarı bilen kişilerle takıldığınızda “uydum imama” diyerek diğer tüm detayları düşünmekten kendinizi arındırmış oluyorsunuz.

İzmir’deki buluşmaların benzerlerini farklı yerlerde, farklı tarihlerde tekrar etmeyi hatta bunları rutine oturtmayı konuştuk ve hem fikir olduk.

Sonuç olarak, yurt dışındaki örneklerinde gördüğümüz olgunlaşmış eğitim standartları durduk yerde oluşmuyor. İllaki buna benzer sivil girişimlerin eseri olduğunu düşünüyorum. Kim bilir, belki biz de bir adım atmışızdır.

Volkan Kaya

Volkan Kaya

Son yıllarını, deniz kayağı sporuyla uğraşarak, denizde kürek çekerek geçiriyor. Yönetim kadrosunda görev aldığı kulüple (Bodeka) birlikte İstanbul çevresinde günübirlik ya da kamplı deniz etkinliklerini sürdürüyor ve uzak bölgelere yaptığı uzun soluklu deniz kayağı gezileri sayesinde yeni yerleri denizden keşfetmenin hazzını yaşamakta. Kısa süre önce İstanbul’un keşmekeşinden kendini kurtarmayı başarıp memleketi Sinop’a yerleşerek deniz kayağı hayatına burada devam ediyor.

Leave a Response