Gökova – Hisarönü Turu – 2. Gün

Akyaka’dan çıkıp Hisarönü’nde bitirdiğimiz turun ilk gününü okumadıysanız buradan okumanızı tavsiye ederim.

22 Mayıs 2013

Sabah kalktığımızda dünkü hafif dalgalı denizden eser kalmamıştı. Hemen ayaklarımızın altındaki pırıl pırıl ve dibi iri çakıllı deniz dümdüz, uyuyan bir kedi gibi yatıyordu. Turlarda genelde uzun mesafe katettiğimiz için sabah erken kalkıp çabucak yola koyulmayı tercih etmişizdir. Fakat bu sabah, belki biraz da yol yorgunluğuyla pek de erken kalkamadık. Saat sekizi biraz geçiyordu, çayımızı demledik ve kahvaltımızı yaptık. Kamp alanından bir kaç foto çekip kampımızı topladık. Suya inip kürek çekmeye başlamamız ise 09:25’i bulmuştu. Dün çok fazla yol yapmadığımız için kaslarımızda da pek ağrı yoktu. Sabah mahmurluğumuzu kısa sürede attık üstümüzden. Kamp alanımızdan yaklaşık 2,5 km (1,3 Nm) batıda küçük bir koy (Kargı Koyu ?) var. Bu koy, tekneler için iyi bir sığınak ve demirleme alanı, bizler için iyi bir kamp alanı olup olmadığını bilmiyorum. Sezon dışında, alışveriş için bir yer olduğunu sanmam ama sezonda belki temel ihtiyaçlar karşılanabilir. Biz bu koya girmeden batıya doğru yolumuza devam ediyoruz.

Bu noktadan sonra en yakın yerleşim 15 km uzaklıktaki Yediadalar Küfre Köyü. Hayatımda bir bukalemunu doğal ortamında ilk kez gördüğüm yer olan Küfre’ye kadar koylarda patika yollar var, fakat buralardan pek araç geçtiğini sanmam. Olası bir olumsuz durumda uzun bir patika yürüyüşü gerekir. Bu civardaki koylar gerçekten oldukça bakir, kimsesiz, pırıl pırıl denize sahip ve çoğu yeri yemyeşil. Ege’nin meşhur meltemi batıdan estiği için batıyı gören koylardan ziyade batılı rüzgarlardan korunan koyların tekneciler tarafından tercih edildiğini görebilirsiniz. Benim tavsiyem de, batıyı gören ve önü açık koyları konaklamak için tercih etmemeniz yönünde olur.

Bu muhteşem, kimsesiz burunları ve koyları muhabbet ederek güle oynaya geçiyoruz. Koyların içine sokulmayı biz çok tercih etmesek de, bu civardaki bazı koylara daha sonra hususi olarak gelip konaklamak isterim. Öyle noktalar var ki uzaktan orada gizli saklı bir koy olduğunu söylemek çok zor. Yanlış hatırlamıyorsam 2003 yılında İNA (Institude of Nautical Archaeology) ekibiyle çıktığımız su altı arkeolojik yüzey araştırmasında Don Frey’le birlikte bu civardaki bir burun ve kayalık etrafında maske-paletle yüzmüştük ve bir kaç kırık amfora ile birlikte benim hiç unutamadığım, bir balıkçı ağına takılmış ölü bir deniz kaplumbağası görmüştüm.

Yediadalar’a vardığımızda ortadaki adanın doğu sahiline teğet şekilde gidiyordum, Fiko’ysa koyun ortalarına yakın şekilde ilerliyordu. Sağımda kalan adadan martılar neredeyse rahatsız edici şekilde ötüp üstümde dolaşıyorlardı. Arada tek tük yavru martıları da görebiliyordum. Onları rahatsız etmek istemezdim ama kıyıya yakın giderken deniz dibinin turkuaz renkli görüntüsü insanı hipnotize edecek güzellikteydi. Önümüzde, güneyde kalan adanın kuzey tarafında mola vermeye karar verdik. Saat 13:15. Henüz sezonda olmadığımız için etrafta çok az tekne var, karaya çıktığımız adalar, koylar sanki tamamen bize ait gibi. Yarım saatlik molamızda bisküvi ve termos çay tükettik. Doğa ve deniz gerçekten mükemmel, buradan ayrılmak istemesek de yola çıkma zamanı. Adadan ayrılırken yalnız olmadığını öğrendik. Balık tutmaya çalışan balıkçılarla ayak üstü sohbet ettik ve tekrar yola düştük.

Yaklaşık 10 km uzağımızda Bördübet Koyu’nda Amazon Kamping var. Burayı daha önce duymuştum ve bizzat görmek istiyordum. Küfre Köyü’nden Amazon Kamping’e kadar herhangi bir yerleşim yok. Yine etrafımızda ıssız burunlar ve koylar, tıngır mıngır kürek çekiyoruz. Son burnu da aştığımızda Datça Yarımadası’nın en dar noktası olan Balıkaşıran yer alıyor. Bir rivayete göre Karialılar, Persler Anadolu’yu istila etmeye başladığında, Datça Yarımadası’nın diğer tarafına gemileri kolayca geçirerek savaşabilmek için yarımadanın bu noktasından bir kanal açmaya yeltenmişler. Kazıcıların gözlerine kaçan kayalardan ötürü kör olduğunda, iyileştirmesi için kahine başvurmuşlar. Kahin de Karialılar’a “Zeus orasının ada olmasını isteseydi zaten öyle yapardı” demiş ve böylelikle belki de dünyanın ilk kanal projesi rafa kalkmış.

Bördübet Koyu’nun en doğu ucunda küçük bir köy var, bu köyden Datça-Marmaris yoluna olan mesafe 6 km. Köyde bir bakkal vs olmalı ama emin değilim. Bu köye gelmeden koyun kuzey tarafında ufak bir dere var, bu dereden içeri  kürek çekerek Amazon Kamping’e ulaşıyoruz. Buraya kara yolu var fakat çok uğrak değil. Bu kampinge hususi olarak gelinmesi gerekli, bu yüzden gözlerden ırak, sakin, güzel bir yer. İrili ufaklı ve değişik yapıda bungalovlar var. Burada birer çay içip sıvı takviyesi yapıyoruz.

Fazla oyalanmadan tekrar yola koyulduk. Bördübet civarında, ömrümün geri kalanını geçirmek isteyebileceğim güzellikte koylar var: Balıkaşıran, Küçük Çatı, Büyük Çatı… Fakat biz yine programımızı tutturmak için devam etmek zorundayız. Saat 16:15, günü bitirmek için yaklaşık iki buçuk saatimiz var. Solumuzda yeşillikler, altımızda lacivert sular, ilerliyoruz.

Amazon Kamping’den batı yönde yaklaşık 12 km yol almışken oldukça güzel bir kamp alanı olabilecek bir koy farkettik. Aslında biraz daha ilerleyebiliriz, saat henüz 18:30. Güneş hala tatlı tatlı ısıtıyor bizi. Ama koy o kadar sakin, deniz o kadar dingindi ki hiçbir yere gidesimiz gelmedi ve burayı ikinci kamp alanımız olarak belirledik.

Güneş hala kızıllığını kaybetmemişti ve oyalanmak için daha zaman vardı. Bir de baktım ki Fiko kocaman bir kütüğü suya doğru devirmiş onu yıkıyordu. Sudayken kolayca taşınabilen kütüğü tekrar plaja çıkarmak çok da kolay olmadı ama uğraştığımıza değdi diyebilirim. Sanki iki kişilik doğal bir bankı andıran bu kütüğün uzunlamasına çeyrek dilimi kesilmiş gibiydi. Akşam yemeğimizi bu banka oturarak pişirirken, Fiko da çadırı kuruyordu. Çadır alanımız da gayet konforlu bir noktada, sahilden yaklaşık 6-7 metre içeride ağaçların altındaki düzlükteydi.

Böylesi bir kamp alanı için oldukça konforlu bankıma oturup mutfak gereçlerini hazırladım ve yemeği ocağa koydum. Bütün gün kayağın ambarlarında ısınmış olan biralarımızı soğusun diye naylon poşet içinde denize koymuştuk. Denizde birdenbire oluşan ölü dalgalar naylon poşeti açmış ve içindeki biralarımızın etrafa saçılmasına sebep olmuştu. Bütün bir yol boyunca taşıdığım biramı denize gönderir miyim hiç! Ama üstümüzdeki ıslakları da çıkarıp kuru kıyafetlerimizi giymiştik. Ne yani tekrar ıslak şortu vs mi giyeyim? Burada okurken gözünüzde canlandırdığımızda göze ne kadar estetik gelir bilemiyorum ama, altımda ne varsa çıkardım ve bize ait koskoca koyda Deli Cevat kadar çıplak şekilde kayağımı tekrar suya atıp denizden bira toplama operasyonuna giriştim.

Üstümüzde tatlı bir yorgunluk, biralarımızı hüpletmiş, yemeğimizi yemiş, ateş başında mayışma hallerinde bulduk kendimizi. Sonrası malum, cupp yatak…

Rakamlara baktığımızda, bugün katettiğimiz yol 41,84 km, toplam kürek çekme süresi 7 saat 35 dakka, ortalama hız 5,5 km/h ile beklentimizin altında.

Turun geri kalan günleri çok yakında geliyor …

Not: Aşağıdaki haritada iki günün iz kayıtları var.

Volkan Kaya

Volkan Kaya

Son yıllarını, deniz kayağı sporuyla uğraşarak, denizde kürek çekerek geçiriyor. Yönetim kadrosunda görev aldığı kulüple (Bodeka) birlikte İstanbul çevresinde günübirlik ya da kamplı deniz etkinliklerini sürdürüyor ve uzak bölgelere yaptığı uzun soluklu deniz kayağı gezileri sayesinde yeni yerleri denizden keşfetmenin hazzını yaşamakta. Kısa süre önce İstanbul’un keşmekeşinden kendini kurtarmayı başarıp memleketi Sinop’a yerleşerek deniz kayağı hayatına burada devam ediyor.

Leave a Response