Beleş Fiyata Gözlük Sigortası

Genç yaşlarda hepimiz yaşamışızdır. Tam evden çıkarken yüce kadın, annemiz, her şeyi önceden tahmin yeteğini kullanarak, çocuğum montunu yada ne biliyim kazağını al der ama siz yine dinlemezsiniz ya….  Kano eğitiminin son dakikasında alabora olup da su yüzeyine tekrar çıktığımda aynı tanıdık duygu belirdi içimde! Yüzeye çıktım çıkmasına ama gözlük dipte kalmıştı. Gözlük de güneş gözlüğü değil, numaralı. Dünyanın öteki ucunda yedek gözlük de olmayınca hayal meyal görüntüyle eğitimi tamamladık. Dönüş tarihine de bir ay olunca, Amerikadaki  sigorta firmalarının neden her şey için bir poliçe icat ettiklerini daha iyi anladım.

Açık Deniz Kayağı yapan her kes, enin de sonunda alabora olur. Benim gibi numaralı gözlük kullananlar hatta güneş gözlüklerinin fiyatlarını düşünürsek daha çok güneş gözlüğü kullananlar, alabora olduklarında gözlüklerini kaybetmeyecekleri bir yöntem bulmak zorundadır!

Üç yüz dolarlık, oldukça pahallı bu tecrübeden sonra ben de hemen böyle bir yöntem arayışına girdim.  Tabi ki en kestirme yol, hazır bir ürün satın almak oldu. Şöyle afilli bir markanın, başınızın arkasından dolanan neopren kumaştan yapılmış, az miktar yüzdürme yeteneği de olan bir ürününü satın aldım. Yalnız bu ürün başımı tam olarak kavramadığı için pek güvenilir gelmedi bana. Bu ürün daha çok gözlüğü, gözünüzden çıkardığınızda boynunuzda asılı kalmasına yarıyordu. Alabora olsam gözlüğü bu yeni ürün ile birlikte kaybetmek çok mümkün göründü bana!?

Sokağa attığım bunca paradan sonra mümkünse beleş veya beleşe yakın bir yöntem bulmam gerektiğine karar verdim. Hal böyle olunca da konuyla ilgili düşünüp taşınmaya az biraz da eski malzemeleri karıştırmaya başladım. Yelken yaptığım günlerden kalma malzemeleri karıştırıken, benim eski halat torbasını buldum.  O zaman hatırladım ki el incesi ile gözlüğümü güvenli bir şekilde sabitlemem mümkün.

Sanıyorum o kadar çok para harcayınca bıngıldak hücrelerim daha iyi çalışmaya başladı ve geçmişte sırf oyun olsun diye öğrendiğim bir çok denizci bağı ile birlikte gerçekten işe yarayanlar da hatırıma gelmeye başladı. Laf aramızda bisiklete binmek gibi bir şey bu. Torbadan çıkan bir kulaçlık halatı elime alınca arka arkaya düğümler atmaya başladım.

Suda gözlük kaybetmemek için bilmemiz gereken iki denizci bağı var. Her ikiside oldukça kolay. Hatta biri bildiğiniz kördüğümüm sugalı hali. Diğeri kazık bağı olarak geçer. Kazık bağını, bir kazığa atmak aslında çok kolayadır. Gözlük sapına atarken biraz zorlana bilirsiniz zira halatın çımasını uzun bırakmamak gerekiyor.

Tüm ihtiyacınız olan 50cm uzunluğunda bir parça el incesi. Neredeyse beleş fiyata gözlüğünüzü sağlama almış oluyorsunuz.

Konuyu, maddeler halinde sıralamanın daha anlaşılır olacağını düşündüm. Her iki denizci bağını da tek tek fotoğraflayarak açıkladım. Son olarak da gözlük üzerinde el incesi ile uygulanmış halini fotoğrafladım. Umarım her kes için yeterince açıklayıcı ve kolay olmuştur.

KAZIK BAĞI

SONY DSC

Kazık bağının açılmış hali.

 SONY DSC

Kazık bağının her iki krozununda üst üste nasıl getirildiği.

 SONY DSC

Kazık bağının tamamlanmış hali.

 SONY DSC

Kazık bağının bir fener üzerine atılmış hali.

 

 

İLMEK, SUGALI DÜĞÜM;

SONY DSC

Basit düğümün atılmış hali ve halat çımasının düğüm içinden geçirilmek üzere yönlendirilmesi.

 SONY DSC

Sugalı düğümün tamamlanış hali.

 SONY DSC

Düğümün sıkılaştırılmış hali.

 

BAĞLARIN GÖZLÜK ÜZERİNDEKİ GÖRÜNÜMÜ

SONY DSC

Kazık bağının gözlük sapına atılmış şekli. Bağı çımasından ve bedeninden gerdirerek mümkün olduğunca sıkı bir bağ atılması tavsiye edilir.

 SONY DSC

El incesinin uzunluğunu ayarlamanızı sağlayacak sugalı düğüm.

 SONY DSC

Tüm bağların gözlük üzerine atılmış, kullanıma hazır şekli, son fotoğrafta göründüğü gibidir.

El incesinin boşu alındıktan sonra başımın mümkün olduğunca arkasına gelecek şekilde ayarlamaya çalışıyorum. Böylece düğüme ulaşmak daha kolay oluyor.

Erol Akkan

Erol Akkan

Mayıs 1969’da İstanbul’da doğdum. Kızıltoprak’da oturduğumuz çocukluk yılları Moda, Kalamış ve Fenerbahçe arasında geçti. Balık tutmayı, kürek çekmeyi, yelken yapmayı ve alabora olmayı hep Kalamış koyunda öğrendim. Yaş ilerleyip para kazanmaya başlıyınca, dünyamın sınırlarını genişleten yelkenli ufak bir tekne satın aldım. Hatta, “Halk Sınıfı” olarak anılan, 5-7 metre yelkenli tekneleri bir araya getirmeye çalıştığım, ilk yazılarımı da Yelken Dünyası için yazdım. Yolcu gemilerinde iş bulunca, üzülerek de olsa yelkenli tekneye veda etmek zorunda kaldım. İşim gereği tropikal sularda gezmeye başlayınca, dalış sporuna ağırlık vermek de kaçınılmaz oldu. Yurda dönünce bir süre su sporlarından uzak kaldım. Gemilerde yaşadığım dönemde, denizde sıkça gördüğüm “Sea Kayak” oldukça uzun bir süre “Ölmeden önce yapılacaklar” listesinde bekledi. Bekleyiş, 2011 yılında, Bodeka ile tanışıncaya kadar da devam etti. Temel eğitimi, sevgili Volkan Kaya ve Fikret Rakıcı’dan, ilk güvenlik eğitimlerini de Marcin Chodorowski’den aldım. Kısa bir süre, Florida’ya yerleşince, Sweetwater Kayaks’dan Russel Ferrow, Jeff Fabiszeski gibi tecrübeli sea kayak’çılar ile kürek çekme fırsatım oldu. BCU Two Star Paddler Award ve BCU Level 1 Coach sertifiklarını yine aynı dönemde, Steven Maynars ve Phil Hedley’den Şubat 2013’de aldım. BCU Three Star Paddler Award sertifikası’nı, Bodeka’nın, Odysea’den eğitmen, George Gazetas ile Beykoz koyunda düzenlediği eğitimde, Kasım 2014’de aldım.

Leave a Response