3 Deniz Ekspedisyonu – Sandy Robson

Haziran 2012’de Sandy, Sırp kanocu Jugoslav Rudovic ile birlikte İstanbul’a geldi. İkili İran sınırını geçerek Basra Körfezi’nde kürek çekmeyi planlıyorlardı. Ancak ikilinin planları, gezi izinlerini almak için Ankara’daki İran Başkonsolosluğu’na gittiklerinde başvurularının reddedildiğini öğrenmeleri üzerine suya düştü. Ne var ki yeni bir plan doğmuştu; “3 Deniz Expedisyonu”…

“3 Deniz Expedisyonu”, Karadeniz’den başlayıp Marmara Denizi’ni geçecek ve Ege Denizi’nde son bulacaktı. Gezinin en önemli noktası, bu üç denizi birbirine bağlayan iki boğazda kürek çekilecek olmasıydı. İstanbul Boğazı, İstanbul’un tam ortasından geçiyor ve Karadeniz ile Marmara Denizi’ni birbirine bağlıyordu. Çanakkale Boğazı ise Marmara Denizi’ni Ege Denizi’ne bağlıyordu; bu boğazın batı yakasında ise Gelibolu Yarımadası yer alıyordu ve bu bölge 1915 yılında ANZAC birliklerinin karaya çıktığı ve 1. Dünya Savaşı’nın yaşandığı yerleri görmek isteyen Avustralyalı ve Yeni Zelandalılar için oldukça kutsaldı.

3 Deniz Ekspedisyonu’nun başlıca hedefi; katlanabilir (portatif) kano ile tecrübe kazanmak, sponsorumuz olan Nortik Argo modelini ve ikinci el Feathercraft K1 modeli kanolarımızı yolda test etmekti.

Rotamızı görmek için tıklayın

 

GEZi NOTLARI

5-6 Haziran, Başlangıç

Riva (diğer adı ile Çayağzı), Karadeniz kıyısında İstanbul’a yakın bir noktada bulunmakta. BODEKA’dan Volkan Kaya’nın desteğiyle otobüs terminalinden başlangıç noktamıza ulaştık. Varır varmaz Nortik Argo’yu kurmaya başladım ancak iç ceplerde bir yerde bir delik olduğunu fark ettim. Muhtemelen Kaş limanında kanoyu toplarken olmuş olmalıydı. Yola çıkabilmek için deliği bulmalı ve bir an önce onu yamamalıydım. BODEKA’dan kulüp üyesi Tarkan yardıma gelen kişi oldu, bizi evinde misafir etti, tamirat için bize uygun bir yer sağladı, bilgisi ve tamir ekipmanlarıyla bize yardımcı oldu. Bu yardımların tümü bizim için çok anlamlıydı ve Tarkan ile tanışmış olmaktan dolayı çok mutluyduk. Çok teşekkürler Tarkan!

7 Haziran, Gün 1, Riva-İstanbul Yelken Kulübü (Fenerbahçe Marina)

39,6 km / Karadeniz – İstanbul Boğazı – Marmara Denizi

Bugünkü gezi, yolculuğumuzun önemli adımlarından biriydi. Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na doğru kürek çekerken kendimi çimdikledim! Boğazın girişinde bizi yunuslar karşıladı ki 15 milyon insanın yaşadığı ve gemilerce yoğun bir şekilde kullanılan bu su yolu için bu beklenmedik bir durumdu. Boğazdaki akıntı kuzey-güney yönünde esen hakim rüzgarlarla aynı yöndeydi ve hızlı bir biçimde yol alıyorduk. Boğazdaki dönemeçlerin kimi noktalarında sanki bir akarsuda kürek çekiyor gibi hissediyorduk. Öğle yemeğimizi Poyrazköy limanında yedik. Bu boğaz iki kıtanın buluştuğu bir yer. Boğazın batı yakasında Avrupa kıtası, bizim kürek çektiğimiz doğu yakasında ise Asya kıtası yer alıyor. Bize bu yakanın daha dingin ve deniz trafiği açısından daha sakin olduğu söylendiğinden bu taraftan ilerlemenin daha güvenli ve huzurlu olacağını düşündük. Çok yakınından geçmemeniz gereken bazı askeri bölgeler mevcuttu, bazı bölümlerde ise iskelelerden ayrılan vapurlara ve teknelere dikkat etmeniz gerekiyordu. Kanoyla ilerlerken kalelerin ve mermer sarayların görüntüsü eşliğinde sihirli bir şehir olan İstanbul’u keyifle izliyorduk. Vakti zamanında sultanlar bu manzarayı saraylarından izler ve bizim yaptığımız gibi bir yakadan diğerine kayıkları ile yolculuk ederlermiş. Şimdilerde sultanlar, Boğaziçi’nde lüks yalılara sahip olan, balkonunda ya da terasında şezlonguna uzanmış, bir elinde iPad’i diğer elinde ithal birası olan hali vakti yerinde kişilerle yer değiştirmiş. Ne var ki etrafta balık tutan, denize giren ya da Rakı içen halkı görmek de mümkün. Bu kano yolculuğunu tekrarlama şansım olsa bir an bile düşünmeden kabul ederdim. Marmara Denizi’ne giriş yapmak için İstanbul’un simgelerinden biri olan Kız Kulesi’ni geçmeniz gerekiyor. Sonrasındaki görevimiz ise bu büyük şehirde sudan çıkabileceğimiz uygun bir yer bulmak. Şanslıydık ki İstanbul Yelken Kulübü’nün bu işe uygun bir rampası vardı. Bize yardım etmeye hazır olan bu insanlar kayaklarımızı güvenli tesislerinin bahçesinde bırakmamızı teklif ettiler. Böylece güzel bir duş alıp Volkan ile buluşmak üzere ayrıldık. Bu kalabalık şehirde dilediğiniz yere gidip kamp kuramıyorsunuz, zaten kanocu arkadaşlarınızla birlikte olup harika Türk mezelerinin tadına bakmak varken bunu kim ister ki? Bize yaşattığı harika gece için Volkan’a çok teşekkür ederiz!

8 Haziran, Gün 2, Fenerbahçe Marina – Çam Limanı (Heybeliada)

22,7 km / Marmara Denizi

Bugünkü yolculuğumuz aslında biraz daha kısa sürebilirdi ancak kıyı boyunca biraz daha kürek çekip karşılaştığımız manzarayı oldukça endüstriyel bulunca planımızı değiştirerek çok daha güzel bir kamp yeri için Adalar’a geçmeye karar verdik. BODEKA’nın Burgazada’da sıkça kullandığı kamp alanına bir göz attık. Kalabalık bir grupla kamp yapmak için ideal olan bu yer maalesef katlanır kanolara pek uygun değildi ve günlerden Cuma olduğu için etrafta kalabalık bir grup vardı. Bu nedenle Çam Limanı’nda kamp kurmaya karar verdik. Kamp alanında bizden başka kimse yoktu ancak limanda demirli birkaç bot ve yat vardı. Plajda çok fazla atık vardı. Üzerinde uyuyabileceğimiz şezlonglar olduğundan çadır kurmaya gerek kalmadı. Vardığımız esnada İspanya’dan gelen bir grup turist çevreyi keşfediyordu ve dönüş yolunda yanlarında taşımak istemedikleri 4 litre suyu bize verdiler.

9 Haziran, Gün 3, Çam Limanı (Heybeliada) – Esenköy’ün 5 km doğusu

35,6 km / Marmara Denizi

Yolculuğumuzun ilk açık deniz geçişini Adalar-Çınarcık arasında gerçekleştirdik. Çınarcık mola vermek ve denize girmek için güzel bir yerdi.

Liman duvarının batısında, yiyecek alabileceğimiz dükkanların yakınında bulunan küçük taşlı bir plaja gitmeden önce ilk olarak limana giderek kanolarımızı kıyıya çekmeye uygun bir yer olup olmadığına baktık. Bu yolculuk boyunca Turkish Waters and Cyprus Pilot isimli kitaptan faydalandığımızı da belirtmeliyim. Rotamız üzerinde bulunan limanların mükemmel grafikleri, su ve gerekli malzemelerin nereden bulunabileceğine yönelik notlar, önemli noktalara ait GPS koordinatları, limanların yerleri kitapta mevcut. Planlama için mükemmel bir kaynak. Esenköy’ün 5 km doğusundaki burunda bir deniz feneri bulunuyor. Fenere gelmeden hemen önce sakin bir koyda çim bir alanda yer alan ideal bir kamp alanı var. İlk önce burada kıyıya çıktık ve bir kavunu motosikletle gelen bir çift ile paylaştık; ancak kuzeyden esen rüzgar şiddetini arttırıp dalgalar kıyıyı dövmeye başlayınca güneşlenme keyfimiz yarıda kaldı. Rüzgar ve denizin kabarması gece boyunca denizde yaşanacak hareketliliğin habercisi olduğundan bir an önce burayı terk etmezsek sabah kanolarımızı suya indirmekte büyük zorluk yaşayacağımızı, hatta kanolarımıza zarar verebileceğimizi ya da alabora olabileceğimizi anladık. Harekete geçmek iyi bir fikirdi, dalgaların küçük olmasına rağmen kıyıdan ayrılmak çok kolay olmadı. Feneri geçtik ve daha korunaklı bir plaja çıktık. Kamp alanımız iki kişinin yanyana yatabileceği ve kanoların da ancak sığabileceği kadar genişti. Güneş battıktan sonra polis geldi ve pasaportlarımızı görmek istedi. Balıkçıların polise haber vermiş olabileceğini düşündük. Bize “Hanımefendi, 5 km ileridi bir otel var” dediler, biz ise gökyüzündeki yıldızların altında uyumayı tercih ettik. Belgelerimiz incelendikten sonra geceyi kamp alanında geçirmemiz için bizi yalnız bıraktılar.

10 Haziran, Gün 4, Esenköy – Kapanca

41,6 km / Marmara Denizi

Türkiye ile ilgili en sevdiğim şey, ne zaman bir kıyıya çıksak siz daha orada olduğunu bilmeden birilerinin size bir bardak çay ikram etmesi! Bunu örnek alarak yanımda her zaman yabancılarla paylaşmak için fazladan bardak bulundurmayı alışkanlık haline getireceğim. Erkenden yola çıktık ve kahvaltı için Esenköy’de mola verdik. Yolun karşısındaki restorandan birisi elinde iki bardak çayla beliriverdi; görünen o ki günümüz güzel başlamıştı. Ben alışveriş için Migros’a giderken –ki burada aradığımız herşey vardı- Jugo da kanolara göz kulak oldu. Daha sonra yarımadanın batı ucuna doğru ilerledik ve güneye Gemlik Körfezi’ne doğru döndük. Harika bir kıç rüzgarı yakaladık, böylelikle Feathercraft K1 için Flat Earth Kayak Sail’i (kano yelkeni), Nortik Argo için ise Wind Paddle’ı deneme fırsatı bulduk ve farklı yöntemler kullanarak yelken seyri yaptık. Ne zaman yelken ile seyretsem yüzümde bir gülümseme oluşur. Wind Paddle’ın ipini kafamın arkasında bağlamış bir yandan kürek çekerken yelken dalgalanıyor, rüzgarda patırdıyordu. Jugo ise Flat Earth yelkenine gitgide alışıyor, önümde bir sağa bir sola giderek zigzaglar çiziyordu. Flat Earth Kayak Sail’i kullanırken rüzgara karşı kürek çekmek mümkünken, Wind Paddle’ın verimli çalışabilmesi için arkadan gelen rüzgara ihtiyaç duyulduğundan beni olduğum yerde oturmaya mecbur bırakıyor ve kürek çekme şansı vermiyordu. Bu noktada yanyana olmamız ve gemilerin yoğun olduğu ufku birlikte taramamız çok önemliydi. Öğleden sonra nereye varabileceğimiz konusunda kararsızdık ancak uzun geçiş sonrası karaya yaklaştıkça dalgakıranın ardında kalan Kapanca limanı ve küçük sığ limandaki gemi enkazı dikkatimi çekti. Burası harika bir kamp alanıydı. Birkaç tane yerel kamping alanı vardı ve limana girer girmez limanda demirlemiş bir tekneye akşam yemeğine davet edildik. Bu taraflarda kürek çekecek her kanocuya bu kamp alanını tavsiye ederim. Bizleri teknesinde ağırlayan ve barbekü ziyafeti çeken Cavit Ünal ve ailesine çok teşekkür ederiz.

11 Haziran, Gün 5, Kapanca – Kurşunlu

42,2 km / Marmara Denizi

Sonunda kum plajlar başladı! Kapanca’nın doğusunda keşfedilecek çok sayıda yer var. Buralarda daha çok zaman geçirip çevreyi gezmeyi, küçük ilginç koylardaki balıkçı kulübelerini ve yazlık evleri görmeyi çok isterdim. Türkiye’de kamp yaptığım plajların çoğu çakıl taşlarından oluşuyor ki bir süre sonra buna alışıyorsunuz ama ben yine de kumu tercih ederim, o yüzden arkadaşım Gökhan’ın bahsettiği Marmara’nın kumlu plajlarının olduğu bölümü heyecanla bekliyordum. Bugün uzunca bir kumsal boyunca kürek çektik ve günün en güzel kısmı, hayatını kıyıya vuranları toplayarak sürdüren üç adamın kıyıdan topladıklarıyla inşa ettikleri kulübede yediğimiz öğle yemeği ve bize kahve ikram etmeleri oldu. Çok neşeli bir sohbet oldu, ben çoğunlukla İngilizce, Jugo çoğunlukla Sırpça, onlar ise çoğunlukla Türkçe konuştu, arada birkaç kelime Almanca işitildi ama bir şekilde iletişim kurmayı ve onlara ne yaptığımızı ve yolculuğun bizi nereye götüreceğini anlatmayı başardık. Daha önce hiç kürek çekmediğimiz yerlerde kamp yapacak yer bulmak her zaman çok eğlenceli oluyor. Google Earth’ten kamp yapmaya uygun görünen güzel plajları bulup işaretledim. Gün ilerledikçe hangi kamp alanının daha güzel olduğuna karar vermeye çalıştık. Sanırım bulduğumuz yer en iyi 10 kamp alanı listeme girerdi. Çok güzel bir manzara, beyaz kumlar, plajın tepesindeki kayalıklar, 5 yıldızlı günbatımı ve ben kampta yemek yaparken tepeden beni gözetleyen 3 kadınla karşılaşan Jugo’nun sebep olduğu kahkahalarımız…

12 Haziran, Gün 6, Kurşunlu – Bekir Limanı (Kapıdağ Yarımadası)

43,3 km / Marmara Denizi

Kapıdağ bir yarımada, kıyıyla bağlantısı olan bir ada demek daha doğru olur. Oraya gitmek için sabırsızlanıyordum çünkü bize harika kamp alanları ve köyler olduğu söylenmişti. Yenice Camii’nde sularımızı doldurduktan sonra kıyıdan açıkta yer alan ve Kapıdağ Yarımadası’na gitmeden önce keşfetmek istediğimiz küçük adalara (Halı Adası & Fener Adası) doğru yola koyulduk. Cavit, bize Kestanelik’in güzel bir kamp yeri olabileceğini söylemişti ama biz Bekir Limanı’nda daha güzel bir yer bulduk. Kapıdağ Yarımadası’nda bol miktarda midye bulunuyor, hal böyle olunca ben de şnorkelimi alıp makarnaya katmak üzere biraz midye topladım.

Marmara Denizi’nin adını neredeyse tümüyle mermerden oluşan Marmara Adası’ndan alıyor. Bugün uzak ufukta neredeyse tümüyle beyaz görünen ve mermerin kesilip çıkarıldığı adalar görmeye başladık. Eski Yunan’da bu adalar mermer kaynağı olarak kullanılır ve buradan çıkarılan mermer Ege Denizi’nin karşı kıyılarına götürülürmüş.

13 Haziran, Gün 7, Bekir Limanı – Avşa

37,1 km / Marmara Denizi

Kapıdağ Yarımadası’nın kalan kısmını da geçtikten sonra bir köyde dostane insanlarla karşılaştık, öğle yemeğimizi yedik, bizi misafir etmek istediler ancak Avşa’ya devam edecek olduğumuzdan bu teklifi geri çevirmek zorunda kaldık. Hava şimdilik gayet iyiydi ancak yıllık fırtına cetveline göre bu iyi hava 19 Haziran’da sona erecekti. Bu nedenle Avşa’ya yapacağımız geçişi iyi havada yapmak istiyorduk. Kıyıda birşeyler arayıp bulmayı seviyorum ve bugünkü arayışım bir şişe içindeki mesajla ödüllendirildi. Aslına bakarsanız, aşkta ve sınavlarında başarılı olmak isteyen genç bir kız tarafından küçük sarı bir kaba konmuş bir mesajdı bu. Duası Türkçe yazılmıştı ama anlamını merak ettiğimizden daha sonra bunu tercüme ettirdik. Umarım dilekleri gerçekleşir. Belki de birgün bu yazıyı okuyup “Hey, o benim denize attığım dileğimdi!” der ve ben de dileğinin ne kadarlık bir mesafeyi kattetiğini öğrenmiş olurum. Bu hayalperest ruh hali ile bugün sadece 37 km yol yaptık ve yine yunusları gördük. Bu gece Marmara Adası denizde bir mücevher gibi parlıyor ve ben burayı tekrar gelip görülmesi gereken yerler listemde ilk sıraya koyuyorum.

14 Haziran, Gün 8, Avşa – Karabiga

25,4 km / Marmara Denizi

Bugün kısa bir mesafe katettik çünkü günün yarısını Avşa Adası’ndaki Türkeli’nde geçirdik. Bankamatiğe gitmek, internet cafeye uğramak, biraz alışveriş yapmak markete ve pazara  uğramak için harika bir fırsat oldu. Almak isteyebileceğiniz her türlü şey Türkeli’nde mevcut. Ben alışveriş yaparken Jugo da birkaç fincan Türk kahvesi içip kanolarımıza göz kulak oldu. Saat 15:30 civarında anakaraya doğru kürek çekmeye başladık, bu sefer Karabiga’ya doğru uzun bir geçiş yapıyorduk. Burası da yine çok güzel bir kamp alanıydı ve aldığımız taze sebzelerle güzel bir yemek yaptım. Jugo’nun ocağını kullandım ancak bu ocağın bir rüzgar siperi yoktu, bu yüzden sahilde bulduğumuz bir kovayı kullanmak durumunda kaldık, ne var ki kova iş gördü. Çöpler arasında kumsalı tarayıp işe yarayacak birşeyler bulmak eğlenceliydi. Birgün Marmara adalarına geri gelmeyi umuyorum. Kanolarımızla geçip giderken insanlara küçük teknelerin her yerde boy gösterdiği eski günleri hatırlatıyor gibiyiz. Yolculuğumuz aynı zamanda motor gücü olmadan neler yapılabilieceğini de gösteriyor. İnsanların neden başka bir yolla seyahat etmek isteyeceklerini merak ediyorum. Kanolar bu yolculuk için son derece ideal (tabi hava koşullarının da bizim tarafımızda olduğunu unutmamak gerekir).

15 Haziran, Gün 9, Karabiga – Çardak (Çanakkale Boğazı girişi)

52,7 km / Marmara Denizi & Çanakkale Boğazı

Bugün Çanakkale Boğazı’na doğru ilerlerken rüzgar çıktı, biz de Çardak yakınlarında güzel bir kamp yeri bulup piknik yaptık. Yürüyüş mesafesinde olan kasabada birkaç dükkan mevcut. Ben sadece su almak için gittim kasabaya. Yarın hava “ilginç” gösteriyor, beklenen şiddetli rüzgar ve akıntıdan kaçınmak için öğle saatlerinde sudan çıkmayı hedefliyoruz.

16 Haziran, Gün 10, Çardak – Kilitbahir

41,9 km / Çanakkale Boğazı

Sabah 06:30’da yola çıktık, boğazdaki kuvvetli rüzgar ve yoğun gemi trafiğine rağmen etkileyici bir kalesi olan küçük balıkçı kasabası Kilitbahir’e ulaşmak üzere Avrupa yakasına geçmeyi başardık. Arkadaşım Mehmet bizi evinde misafir etti, kanolarımızı güvenle balıkçı limanına bıraktık ama sonrasında rüzgar çıldırdı, hava düzelene kadar buradayız. Jugo beklenmedik bir şekilde bir dalga yiyince yolculuğun ilk alaborasını da bugün yaşamış olduk. Yelkenin ipini can yeleğine bağlamış olduğundan alabora olduğunda yelkene biraz dolaştı. Çakımı çıkarıp Jugo’yu kurtarmak için yanına gittiğimde wing paddle kullanmanın risklerini aklımın bir köşesine kazıdım. Şanslıyız ki geziden önce acil durumlarda ne yapılması gerektiğiyle ilgili pratik yapma şansımız olmuştu.

17-19 Haziran, Gün 11-13, Kilitbahir (Kötü havanın geçmesini bekliyoruz)

0,0 km / Çanakkale Boğazı (Gelibolu Yarımadası)

Gelibolu Yarımadası’nı ziyaret etmek, ANZAC’ları anmak isteyen birçok Avustralyalı ve Yeni Zelandalı için bir nevi hac ziyareti gibidir. Şimdi bunu daha iyi anlıyorum. ANZAC Koyu kıyısında durup 1915 yılında yaşananları hayal etmelisiniz. Gelibolu Yarımadası’nda kürek çektiğim için şanslıydım, böylelikle zaferin ve savaşın bedelinin ne olduğunu öğrenme şansı buldum. İstanbul’daki her 4 aileden birinin (15 milyonluk bir şehirden bahsediyoruz) burada öldüğünü düşünün… Mezar başlarındaki haçlardan oluşan sıralar ve Ege Denizi’ne tepeden bakan anıtlar barışın ne kadar değerli olduğunu bizlere tekrar hatırlatıyordu.

“Bu memleketin toprakları üstünde kanlarını döken kahramanlar! Burada dost bir vatanın toprağındasınız. Huzur ve sükun içinde uyuyunuz. Sizler Mehmetçiklerle yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen analar! Gözyaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız bizim bağrımızdadır, huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat uyuyacaklardır. Onlar bu toprakta canlarını verdikten sonra artık bizim evlatlarımız olmuşlardır.” Atatürk-1934

20 Haziran, Gün 14, Kilitbahir – Gelibolu Yarımadası (Seddülbahir)

23,8 km / Çanakkale Boğazı (Gelibolu Yarımadası)

2011’de Türkiye’den Yunanistan’a yaptığım yolculuktan sonra, Ege Denizi eski bir dostum gibi geliyor. Bu yıl ise Çanakkale Boğazı’ndan geçip, İngilizler’in 1. Dünya Savaşı’nda inşa ettikleri dalgakıranların yakınındaki plajda yıldızlar altında bir gece geçirdim. Kuzeye doğru kürek çekmeye çalıştım ancak rüzgar hâlâ kuvvetle esiyordu, ben de tüm günü plajda hayaller kurup buraya tekrar gelmeyi ve Marmaris’e kadar kıyı boyunca yolculuk yapmayı hayal ettim… ama bu başka bir hikaye.

Mehmet’e çok iyi bir ev sahibi olduğu ve bize harika yerler gösterdiği için çok teşekkür ederim. Evinden Çanakkale Boğazı’nın manzarasını ve geçip giden gemileri hiç unutmayacağız.

Umarım başka kanocular da bu rotayı geçip iki kıtayı birbirine bağlayan bu sularda yaşadıklarımı tecrübe etme şansı bulurlar. Bunları burada anlatmayı deneyebilirim ama bizzat tecrübe ettiğinizde uzaklardaki bir minareden gelen ezan sesini duyabilir ve o zaman yolculuğu gerçekten hissedebilirsiniz. Gözlerinizi kapatıp Türkiye’de kürek çekerken duyacağınız sesleri kalbinizle dinlemenin ne kadar güzel olduğunu anlayacaksınız. 15 milyon nüfusu olan bir şehirde sadece 50 üyesi olan bir kulüp olması (BODEKA)… üstelik yanıbaşlarında böylesi güzellikler dururken…

Not: Yukarıda okumuş olduğunuz gezi yazısı Sandy Robson’ın “3 Seas Expedition” isimli yazısından, yazarın izni alınarak Göksel Doğuş Ocak tarafından çevrilmiştir.

Almanya’dan Avustralya’ya deniz kayağıyla giden Sandy Robson hakkında daha detaylı Türkçe bilgi için buraya bakabilir. Ya da Sandy Robson‘ın kendi web sayfasını ziyaret edebilirsiniz.

Göksel Doğuş Ocak

Göksel Doğuş Ocak

Kano akademiye çeviriler konusunda destek veren Göksel, bisiklet pedallı ahşap kanosunu kendi yapan, mağracılık ve bisiklet ile ilgilenen çok yönlü bir arkadaşımız..

Leave a Response